Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 61

fark etmiş olacak ki üç-dört kez geliş yapıp her defasında tehdit unsurlarının üstüne bombalar bırakmıştı. Okula gitmediğimiz o ilk hafta, halk, yeni bir düzene girmeye çabalıyordu. Eğitim arada bir yapılıyor, sonra yeni bir sıkıntı baş gösterince tekrar hoparlörler zorunlu tatil duyurusunu yapıyordu. Bu duyurular, herhangi bir kar tatilini ya da eğlencelik araları haber verseydi elbette çok sevinirdik ama bu ‘kim vurduya gitmeme önlemiydi’. Aslında ilçede bu tip olaylar, daha önceden de yaşanmıyor değildi. Bir gün, babamla geziyorduk. Rahat biçimde yürüyorduk. Daha küçüktüm tabii. Ondan bundan bihaberdim. Babam elimden tutmuş, biraz olsun bana(bir çocuğa) uyum sağlamaya çalışarak birkaç komik laf ediyordu. Gülüşüyorduk. Birden karşı kaldırımdan gelen seslerle irkildik. Hep böyle güzel anlarda olmak zorundaymışçasına silah sesleri duyuldu. Bu silahlar, neden vardı? Neden bizleri korkutarak güzel zamanlarımızı bölüyorlardı? Neyse, kendimizi bir yerlere attık. Attık atmasına da, çocukların hiçbir olayı kolayca hafızalarından atamadıklarını düşününce durum önem kazanıyordu. En masumane düşünceyle bile şöyle bir soru sorardı çocuk: ‘Niye mutlu mesut yürürken bir yerlere kaçtık?’… Ara sıra devam eden çatışmalar, tetikte olma zorunluluğunu doğuruyordu. Geceleri, günün diğer saatlerine kıyasla daha az ses duyuluyor olsa da insanlar tedirgindi. Üstelik savaşın bir gece vakti başlamış olması da akılları işgal eden bir konuydu. Evde, mecbur kalınmadıkça sınıra bakan odalara gitmiyorduk. Arada bir haberlere çıkıyordu savaş. Bunun güzel bir durum olduğunu sanmakla hata ettiğimi sonradan anlayacaktım. Alışveriş yaptığımız market, eve çok yakın olduğundan savaştan önce genellikle ben gönderilirdim. Gitmek istemediğimde kızılırdı. Savaşın güvensizliğindeyse ekmek alma gibi işler anneme veya babama düşüyordu.