Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 65
bizim için bitişi demek oluyordu. Yalnızca yerinde
tadıldığında güzel gelen o yemekler, geride kalıyordu. Ama
bizim ayrılırken aklımızdan geçen düşünceler, savaşın geride
kalmasıydı. Bu, bizi sevindiriyordu. Orada bir sürü anı
bırakmış, bir sürü arkadaş edinmiştik. Annem ve babam,
meslek hayatlarının yarısını orada geçirmişti. İlk mezun
ettikleri öğrenciler, orada karşılarına çıkmış, şimdi birer
meslek sahibi olmuşlardı. İlk kez orada ev aramışlardı. Bunlar,
söylemesi kolay olan hayat basamaklarıydı. Hepsini orada
yaşamışlardı ve ne olduğu belirsiz birkaç tane tehdit
niteliğindeki ses yüzünden oradan ayrılışları, bir kaçışa
dönüşmüştü. Eşyaları toparlayıp yük kamyonuna taşırken bile
tedirgindik.
Memlekete dönmemizin en güzel yanlarından biri,
yaşadıklarımızı herkese anlatmak olmuştu. Yaşadıklarımız,
elbette güzel değildi ancak anlatmak ve karşıdakinin
şaşkınlığını görmek ister istemez bir kahramanlık duygusuna
yol açıyordu. Evet, bunları yaşayan bendim. Bencilce
gözükebilirdi ama insan, kendini bir şekilde teselli etmeliydi.
Anlattığım kişiler, sıkıntısız bir durumda otururken, ben,
savaşa yüz metre yakınlıktaki bir yerde uyumuştum. Sadece
bu durum bile bir teselli demekti. Çocukluğum, böyle bir
maceraya sahne olmuştu ve bu macera, hayatım boyunca beni
etkileyecekti.
Yeni yaşantımızın ilk yılı (gerçekten de hayat çok
değişmişti), uyum süreciyle geçti. Gecelerin sessiz geçmesine
alışmak, zannedildiği kadar kolay bir durum değildi. Okulda
İstanbul ağzı kullanan çocuklarla iletişim kurmak, öyle hemen
gerçekleşiverecek bir kolaylık olmamıştı. Onlar, her gün
kavga etmiyorlardı. Ben de etmiyordum aslında ama görmeye
alışmıştım. Buranın yemekleri güzel değildi. Arkadaş ortamı,
beni kurtaran olmuştu. Eğer arkadaş ortamına uyum
sağlamasaydım galiba geri dönmek için eziyet edebilirdim.