Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 57
SESLERİN UÇURUMU
Doğduğum yeri çok severdim. İnsanları, çıkar
ilişkilerinden uzak gelir, sımsıcak bir yakınlık barındırırlardı.
Bir de o yemekleri… Yöre mutfağı damak tadıma çok
uygundu. Zaten herkes tarafından bilinen bir ünü vardı bu
yemek kültürünün ve mutfağın ama; bizzat o lezzetleri tatmak
bir ayrıcalık gibiydi. Fazla yeşil alan bulunmasa da çevrenin
içten içe hissedilen bir cazibesi vardı. Deniz kıyısı değildi.
Havuz gibi bir sosyal tesise de çok sonra kavuşmuştu. Halkın
en önemli ve en ayırt edici özelliği geleneklerine ve
inançlarına bağlı bir yaşam sürmesiydi. Maddi bakımdan
elindekiyle yetinenler ve elindeki kendine yetip artanlar olarak
sınıflandırabilirdik. Bu iki tabaka, yaptıkları iş ve yaşayış
biçimleri bakımından uçurum boyutlarında bir farka sahipti.
Eğitim konusundaysa fazla ilerlemeden bahsedilemezdi.
Yürekli ilkokul öğretmenleri elbette vardı ama çağdaşlarına
bakarak şu sonuca varılıyordu: Sokak oyunlarıyla büyüyen bir
nesil yetişiyordu. Biraz kavgacı, biraz da hırçın…
İşte ben de bu neslin bir üyesi olarak hayata gözlerimi
açmıştım. Oralı olmadığım için pek fazla aralarına girmezdim.
Özellikle de sokak oyunlarına katılmazdım. Bunda
utangaçlığımın etkisi de vardı. İlkokulun başında onlar gibi bir
yöre ağzı kullanamıyor, daha küçücükken başladıkları sokak
kavgalarına girme cesaretini gösteremiyordum. Tüm bu
etkenler, beni dışlanmışlığa sürüklüyordu. Yöredeki
yaşıtlarım, öğretmen çocuğu olmam sebebiyle yere
düşemeyeceğimi, topa kafa vuramayacağımı ya da mahallede
toza bulanamayacağımı sanıyorlardı. Böyle olunca da evin
içinde ayrı bir dünya kurmaya çabalıyor, daha çok babamla
vakit geçiriyordum. Babamla geçirdiğim vakitler, futbol
alışkanlığımın oluşmasına sebep olmuştu. Maçları izlemek