Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 54

SANA DİYORUM Hey, sen! Sana diyorum. Ne yapıyorsun burada? Kıyafetlerin yamalı, paramparça. Ufacık parmaklarının uçları soğuktan morarmış. Elin, yüzün kan toprak içinde. Ne diye bekliyorsun burada? Kulağı sağır eden tok seslerin ortasında… Sana diyorum! Gözlerindeki bu sonbahar neden? Ne diye çaresizlik hıçkırıyorsun? Ne bu minik yüreğindeki ürkeklik, bu titreme? Anan, atan, kardeşlerin, komşuların, oyun arkadaşların… Hepsi mi gitti cepheye? Ağabeylerin diğer bütün yüreği güzel Mehmetçikler gibi aynı cümleyi mi kurdu analarının nurlu yüzüne: ‘Ana, ben gidiyorum düşmana karşı.’ Hepsi mi merak etti namlunun ucundaki cenneti görmek mümkün müdür? O cennete erişmek mümkün müdür? Sana diyorum! Cılız, çıplak ayaklarınla bastığın toprak, soğuk, kıdemli, kutsal toprak kaç kişinin kanını emdi? Kaç bedeni bastı bağrına? ‘Bastığın yerlere toprak diyerek geçme, tanı. Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı…’ mısraları çınlasın kulağında. Hey, sen! Sana diyorum. Gözlerinden çenene inen yollarda yalnızım diye mi ağlıyorsun? Kimsen kalmadı diye ağlıyorsan kes ağlamayı, sus, yut hıçkırıklarını. Kimsesiz değilsin sen. Senin vatanın var. Sen hâlâ yaşıyorsan vatan var. Sana diyorum! Aradan yıllar geçtiğinde, kan toprak içinde olan ellerin, şiir destan içinde olacak. Gözlerindeki sonsuz güzün yerini, papatyalarla süslenmiş gurur alacak. Dünyanın dört bir yanından kalbi kör insanların, yüreğindeki mühür çözülecek. Senin varlığını, senin var olmana sebebiyet verenlerin varlığını, senin ve senin gibilerin yazdığı ve yaşatacağı destanı konuşacak. Aradan yıllar geçtiğinde Türk adını duyan herkes saygıyla şapka çıkaracak. Sana diyorum! Neden ağlıyorsun? Karnın mı aç? Susadın mı? Uykusuz musun? Bir tas üzüm hoşafı, bir dilim bayat ekmek, birkaç damla su ve yarım saatlik kuş uykusuyla düşmana kafa tutan askerlerimiz ağlamadı. Gözlerinden akan her yaş, merminin boşa gitmeyip düşmana isabet ettiğinde gelen mutluluk ve onur göz yaşıydı. Gözlerinden akan her yaş, umuttu, aşktı, özgürlüktü, vatandı. Gözlerinden akan her yaş ‘Ya Allah’ ve ‘vatan sağolsun’ nidalarının eseriydi. Sana diyorum! Korkuyor musun? Korkma. Hayatında ilk defa silah tutan on beşlilerin tek korkusu, ellerine verilen üç mermiden ikisinin boşa gitmesiydi. Tek korkuları vatanın elden gitmesiydi. Ne zaman ki içinde bir korku zerresi dahi oluşsun şu dizeleri hatırla: ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.’ Sana diyorum! Yetim kaldın diye mi bu hüzün? Anan, küçük kardeşini de alıp cepheye mühimmat taşımaya gitmiş, belli. Bir ana ancak bu kadar kutsal olabilirdi. Sadece mühimmat mı peki? Yünden patikler, yelekler, mayalı ekmekler… Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacı, Kara Fatma, Halime Çavuş, Ayşe Hatun, Yirik Fatma ve daha niceleri… selam olsun hepsine. Hepsi senin anan. Sen yetim değilsin. Anaların cennete kucak açmış seni bekliyor olacak. Sana diyorum! Öksüz kaldın diye mi bu hüzün? Baban da diğerleri gibi seferberlikte adını ilk yazdıranlardan olmuş, belli. Derin mavi denizler boşa dalgalanmadı rüzgara: ‘Dünyanın hiçbir yerinde yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.’ Mustafa Kemal, Seyit Ali Çubuk, Seyit Onbaşı, Şahin Bey, Sütçü İmam, Yahya Kaptan ve daha niceleri…selam olsun hepsine. Onlar şimdi en şanlı yerde. Hepsi senin atan. Babaların cennete kucak açmış seni bekliyor olacak. Sana diyorum! Ne zaman biri özgürlüğüne gölge düşürmeye kalkarsa bağıracaksın o ruhsuzun suratına: ‘Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!’ Hey, sen! Sana diyorum. Sakın ola ağlama. Git ve şükret. Eşini, çocuğunu, anasını, kundaktaki bebeğini, sözlüsünü vatanı için bırakan Mehmetçiklere sahip olduğumuz için, 210 okkalık mermiyi ‘Ya Allah’ diyerek sırtlanıp götüren Seyit Onbaşı’na sahip olduğumuz için,