Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 25

kurtulmaya başlamıştık. Birbirimizle sohbet etmeye, fıkralar anlatmaya başlamıştık. İçimden bir ses o anda hüngür hüngür ağlamam gerektiğini söylüyordu ancak; ölümü tam olarak anlamayan oyuna meyilli çocuk bünyem bunu engelliyordu. Kavakların arasından çıktığımızda evin sağında kalan yan bahçede katlanır masalar taşınıyordu. Çocuklar olarak bu bizim gözümüze oyun gibi görünmüştü. Masaları ikişerli ekipler halinde taşımaya başlamıştık. Yorgunluğumuz diğer çocukların bize katılması ile son bulmuştu. Masaları büyük bir zevkle taşımıştık. Sandalyeleri masalara göre yerleştirmiştik. Ancak tüm bunlara rağmen masada yemek yiyememiştik. Elimizde içi kavurma, pilav ve cacık dolu plastik tabaklarla kalabalık şekilde elma ağaçlarının altında öğle yemeğimizi yemiştik. Çocuklar olarak neşeli sayılırdık hatta azar bile işitmiştik. Ölümün henüz farkına varamamıştık. Öğle yemeğinin ardından çöpleri toplamaya başlamıştık. Çöp toplama işini halledince oyun oynamaya başlamıştık. Çok gürültü yapmadan insanları rahatsız etmeden sanki hiçbir şey olmamış gibi oyun oynuyorduk. Oyun oynamayı insanların hareketlendiğini fark ettiğimiz zaman bırakmıştık. Hepimiz susmuştuk ve öylece oturuyorduk. Tekrar olayların ciddiyetini kavradığım zaman annemi arama ihtiyacı duymuştum. Kuzenlerimin yanından ayrılıp annemin yanına gitmiştim. Annem, ablam ve tanımadığım bir kadın daha bana bir şeyler gösterip göstermeme konusunu konuşuyorlardı. Uyandığımdan beri yaşadıklarımdan ötürü bu gizemli konuşma beni korkutmuştu ve meraklandırmıştı. Çekinerek anneme neler olduğunu sordum. Aldığım cevap beni dehşete düşürmeye yetmişti. Ölümü tam olarak kavrayamamış olmama rağmen ölen birisinin geri gelmeyeceği gerçeğini biliyordum. Bana dedemi getireceklerini söylediklerinde tabut içerisinde uzanan bir adam yerine tıpkı korku filmlerindeki bir hayalet gibi dedemin bembeyaz yüzü gözlerimin önüne gelmişti. Belki bu hayalin etkisinden rengim atmış olmalı ki annem, dedemi göstermeme kararı almıştı. Küçük bir çocuğun dedesinin ölü bedenini görmesi fikri ona hiç mantıklı gelmemişti. Ne yapmam gerektiğini bilmiyor vaziyette balkona çıkmak üzere hareketlenmiştim. Balkonda ağlayan nenem ve kadınların ağıtları bir kez daha beni etkisi altına almıştı. Yine heykel gibi donup kalmıştım. Ama bu sefer yanaklarımda yaşlar vardı. Hıçkıra hıçkıra ağlamasam da burnum sulanmış, kirpiklerim ıslanmıştı. Yine birisinin beni bu durumdan kurtarması için bekliyordum. Bu sefer yardım en çok ihtiyaç duyduğum kişiden gelmişti. Ancak kurtarıcımın da hali pek farksız değildi. Ablam bana ıslak gözleri ve üzgün yüzü ile bakıyordu. Benden beş yaş büyüktü ancak her zaman benden daha duygusal olmuştu. Kendini zorlukla tutuyor gibiydi. Ayakkabılarımı giymeme yardım edip beni merdiven aşağı indirmişti. Ağlamamı durdurmak ve kendisini de o atmosferden kurtarmak için elimden tutmuş vaziyette üstünde şeker olan masaya yönelmişti. Koliden aldığı üç paket şekerden ikisini elime tutuşturmuştu.