Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 23
olduğunu hatırlatmıştı. Annemle birlikte odadan çıktım. Gıcırdayan tahta zemini geçtik. Önce
güçlü bir gıcırdama ardından daha güçsüz bir gıcırdama sesi. Düz ve kısa bir koridor gibi olan
mutfağın ağzında durmuştuk. Annem içine ekmek konulan kovayı aldı içindeki çiçekli sofra
bezini açtı. İçinde bir poşet vardı. İçinden bir parça çörek çıkardı ve bana verdi. Bir bardak su
doldurdu tezgâhın üstüne bıraktı ve çıktı. Birkaç lokmada çöreğimi bitirip suyu içtim.
Ardından kuzenlerimin olduğu odaya gittim. Baran üstünü giymeyi bitirmiş çek yatın üzerine
oturmuştu. Bu oda normal zamanlarda misafirler için kullanılan odaydı. Beyaz üzerine
camgöbeği ve açık turuncu renginde çiçekler işlenmiş, minderli ve ahşap oymalı kenarlıkları
olan eski tarz bir koltuk takımı vardı. Kuzenimin yanına oturdum. Annem gibi yengemde bir
yandan ağlıyor bir yandan da yatakları topluyordu. Hiç konuşmadan kuzenime baktım. O da
ne olduğunu ve yapması gerektiğini bilmiyordu. Uykusunu tam alamadığı belliydi. Sonunda
konuşmaya başladığımızda kendimizden bahsedemiyorduk. Hemen yanımızda uyuyan küçük
kuzenim Berfin’e bakıyorduk ve onun hakkında konuşuyorduk. Henüz olanlardan haberi
olmadan huzurlu bir şekilde uyuyordu.
- Berfin dedemi çok seviyordu, dedi Baran
Ne demem gerektiğini bilmiyordum ama susmak istememiştim.
- Ben de, diyebilmiştim beceriksizce.
Baran da susmak istemişti ki o da kuru bir şekilde “Ben de” dedi. Biz konuşmamızı
devam ettirebilmek için düşünürken yengem işini bitirmiş ve bize dönmüştü.
- Hadi dışarı çıkın. Bir şeyler yiyin sonra bahçeye çıkın. Biraz sonra Diyar da gelir,
dedi.
O anda en büyük amcamın küçük oğlu Diyar aklıma gelmişti. Acaba O, nasıldı? Baran
bir şeyler yemek için mutfağa gitmişti. O arada ben de bahçeye çıkmıştım. Dedemin bin bir
emeklerle dikip yetiştirdiği büyük çam ağaçlarının altında insanlar toplanmaya başlamıştı.
Nenem balkondaki küçük koltuğa oturmuştu. Çevresinde bir sürü yaşlı kadın vardı. Nenemle
birlikte ağlıyor ve ağıt yakıyorlardı. Nenemin ağlayışı, ağıtları, yüzünün ağlamaktan kırmızıya
dönen rengi beni korkutmuştu. Nefes almakta güçlük çekmeye başladığımı hissetmiştim.
Merdivenin başında durmuş nenemi izliyordum. Taş kesilmiştim sanki. Kaçmak istemiştim
ancak yapamamıştım. Sonunda bir el beni kenara ittirip çekilmemi söylediğinde kendime
gelebilmiştim: Annemdi. Elinde tepsiyle boş çay bardakları taşıyordu. Arkamı döndüğümde
bahçeye seyyar bir çay ocağı kurmuşlardı. Gelenlerin sayısı her saniye biraz daha artıyordu.
Büyük metal bahçe kapısı açılmış, içeri plastik masa ve sandalyeler taşınıyordu. Bahçe
kapısına kadar giden parke yolun sonunda dedemin büyük ceviz ağacının altında babam ve iki