MUTFak Bahar 13' May 2013 | Page 17

17
Okların değişen yönü müfredat yapılandırmalarında yeni akımların oluşmasını da kaçınılmaz kılmıştır. Geleneksel klasik sistemin yanında öğrenciye daha çok katkı sağlayacağı düşünülen entegre ders kurulu sistemleri ve öğrenciyi iyice merkeze alan probleme dayalı öğrenme sistemi zaten artık hepimizin az çok bilgi sahibi olduğu müfredat geliştirme akımlarıdır. Önceden de değindiğim gibi; bugün, müfredatın nasıl yapılandırıldığından çok öngördüğü eğitim & öğretim çıktılarına ulaşıp ulaşmadığı daha çok önemsenen bir konudur. Bu konuda iddialı olan ve tartışılan şu mizahi yaklaşım ise müfredat şekillendirme çalışmalarının yakın gelecekte nereye gideceği hakkında fikir vermesi anlamında oldukça çarpıcıdır:‘ Hiçbir şey öğretmediniz ve yine istediğiniz gibi bir doktor mu mezun ettiniz, yürekten tebrikler; siz ihtiyacımız olan eğitmensiniz!’ Tıp Eğitimi’ nin birçok bileşeni zamanla değişim geçirirken eğitimin hastanedeki kısmı, diğer bir deyişle klinik öğretim, bu değişim sürecini daha yavaş yaşamaktadır. Bu süreç nasıl olursa olsun; polikliniklerdeki ve servislerdeki eğitim bugün bilimsel yöntemlerin de dahil edilmesi ile güçlü bir yapıya kavuşturulmalıdır. Öğrencilerin gözetim dahilinde veya tek başlarına neleri yapabilecekleri açıkça tanımlanmalıdır. Öğrencilerin oralarda gördüklerini okuduklarıyla ve araştırdıklarıyla bütünleştirebilmesi ve kanıta dayalı tıbba hakim olmaları sağlanmalıdır.‘ İş başında eğitim’ in gerekleri yapılırken hastaların güvenliği unutulmayarak öğrencilerin pratik becerileri oluşturulabilmeli, iletişim becerileri geliştirilebilmeli ve etik kuralların ilkeleri aktarılabilmelidir. Üniversite hastanelerinde klinikler, öğrencilerin sadece gözledikleri veya bazı pratik becerileri kazandıkları yerler olmak yerine gerçek birer eğitim & öğretim ortamı olarak yapılandırılmalıdır.
Tüm bunlar yapılırken de bilimsel veriler en değerli yol gösterici olarak kabul edilmelidir. Bugün ülkemizde de birçok tıp fakültesinin bünyesinde yapılandırılan Tıp Eğitimi Anabilim Dalları’ nın bilimsel verileri işleyip müfredat komitelerine ve dekanlıklara sunmaları önemlidir. Bu çerçevede Tıp Eğitimi Anabilim Dalları esas rollerinin farkında olmalıdır. Ülkemizde bu konuda değerli örnekler de vardır. Tıp Eğitimi’ nin bir bilim olarak ele alınmaya başlaması, bilimsel gerçeklerin ışığının bu alanı da aydınlatmasını sağlayacak ve bazı başlıklarda kısır tartışmaların da önüne geçecektir.

17

Ülkemiz Tıp Eğitimi tarihinde bugüne kadar yapılanların değerlendirilmesi ve bundan sonra atılacak adımların sorunlara çözüm teşkil edebilmesi için kalite güvencesi de unutulmamalıdır. Burada fakültelerimizin iç denetiminin yanında dış bir yapılanma tarafından da değerlendirilmesi gündeme gelebilir ki bu süreç akreditasyon konusunu içerecektir. Yükseköğretim Kurulu’ nun üniversiteler üzerindeki etkisinin yoğun olduğu düşünüldüğünde ülkemiz yükseköğretim yapılanmasında akreditasyon kurullarının YÖK ile eşgüdüm içerisinde hareket etmeleri birçok bürokratik engelin aşılıp esas konuya yani kaliteye odaklanılmasını sağlayacaktır. Ülkemizde hali hazırda değerli akademisyenlerin katkısı ile oluşturulmuş bir tıp eğitimi akreditasyon çalışması mevcuttur. Bu çalışmanın diğer tüm hususlar göz önüne alınarak değerlendirilmesi fayda sağlayabilir.
Öncesinde de bahsettiğim gibi bugün odak noktasında olan Tıp Eğitimi’ nin ürünleri; yani genç hekimlerin bilgi, beceri ve yeterliliğidir. İzleyeceğimizin yolun nasıl olduğundan çok öngördüğümüz çıktılara ulaşıldığının gösterilmesi daha önemlidir. Tabi ki bu süreç ciddiyetle yönetilmelidir. Programın ulaşılmasını hedeflediği öğretim çıktıları açıkça ortaya konmalı, bilimsel veriler çerçevesinde bu çıktılara ulaştırabilecek eğitim & öğretim metotları belirlenmeli ve söz konusu çıktıyı güvenli ve geçerli olarak test edecek değerlendirme yöntemleri kullanılmalıdır. Hangi metodu kullanarak öğrettiğimizin ve ne şekilde değerlendirdiğimizin farkında olmadan istediğimiz sonuca ulaşıp ulaşmadığımızdan emin olamayacağımızın altını özellikle çizmek istiyorum.