MUTFak Bahar 13' May 2013 | Page 16

16

16

Üniversiteye giriş sınavındaki yüzdelik dilim dağılımlarını incelediğimizde tıp fakültelerinin en yüksek puan ortalaması ile öğrenci alımındaki birinciliğinin yıllardır değişmediğini görebiliriz. Öte yandan; tıp fakülteleri, öğrencilerin kabulünde fırsat eşitliğini engelleyen uygulamalar bulunduğunu düşündükleri noktada gerekli çözüm önerilerini de oluşturabilmelidir.
Öğrencilerin tıp fakültelerine kabul edilme süreçleri ile ilgili elimizde çok kısıtlı araştırma verileri olsa da; giriş sınavlarının öğrencilerin öğrenme performanslarıyla ilgili bir ön tahmin niteliğinde olduklarını söyleyebiliriz. Bu performansın en etkili şekilde kullanılmasının yollarını bulmak tıp eğitimcilerin öz görevleri arasındadır. Dünya’ da sürekli değişmekte olan dengelerin söz konusu olduğu bir ortamda geliştirebilen, üretebilen ve yeni ufuklar açabilen genç hekimlere bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Düzenlemelerin yapılabilmesi etkili bir diyalog ortamına olan ihtiyacı gündeme getirecektir. Bu ortamların yaratılması ve var olanların geliştirilmesi mutlaka fayda sağlayacaktır. Her yaklaşım hepimiz için önemsenmesi gereken değerli birer vizyon olarak görülmelidir. Bazı konularda ortak paydada buluşulabilmesinin güçlüğünün de farkında olmadığımız zannedilmesin. Yalnız; uyumsuzlukların huzursuz bir ortam yarattığı nasıl gerçekse bu uyumsuzlukların dahi fırsatlara dönüştürülebileceği önergesi de bir o kadar doğrudur. Değişkenlerin sayısı ile ihtiyaç duyulan uzmanlık katsayısı arasındaki ilişki göz önüne alınarak tecrübe ve uzmanlık derecesi farklı olan üyelerin bulunduğu ortamları yaratabilmek de inşa etmeye çalıştığımız yeni dönem Tıp Eğitimi için olmazsa olmazlardandır.
Bunlar yapılırken siyasi söylemlerin en aza indirilmesi ve yakın tarihimizdeki gelişmelerin toplumun bazı kesimlerinde yarattığı çekincelerin bir kenara bırakılması yerinde olacaktır. Bu anlamda en çarpıcı örneği son yıllarda tıp fakülteleri için gidilen kontenjan artırımı çalışmalarından yola çıkarak verebiliriz.
Uluslar arası kıstaslara göre literatürde belirlenmiş nüfusa göre hekim oranları ile ülkemizin koşulları karşılaştırmalı olarak analiz edildiğinde bu artırımın gerekli olup olmadığı sonucuna net olarak ulaşabiliriz. Bu siyasi bir konu değil, bilimsel bir hesaptır. Kontenjan artırılırken de kaynakların nasıl geliştirileceği ve şartların ne şekilde iyileştirilebileceği yine bilimsel yöntemlerle yaklaşımı gerektirir. Konunun içerisine dahil edilen siyasi söylemler ise bu konudaki tartışmaları çoğu zaman içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir.
Tıp Eğitimi’ nin başarısı, ne kadar etkili olduğu ve öngörülen amaçlara ne kadar ulaşabildiği genç hekimlerin sahip olduğu özelliklerle ortaya konabilir. Nitekim, mezuniyet öncesi Tıp Eğitimi’ nin ürünü yeni mezun olan hekimlerdir. Tıp Eğitimi, öğrencilere kendilerine lazım olacak bilgi ve becerilerin yanında bazı yeterlikleri de kazandırmalıdır. Bu yeterliklerin oluşması, Tıp Eğitimi’ nin kazandıracakları ile bir bütün olarak eğitim içerisinde içinden geçilen bilişsel ve buna yandaş süreçlerin yoğrulmasıyla mümkün olacaktır. Tıp Eğitimi’ nin amaçları içerisinde bilgi ve becerilerin yanı sıra bu yeterliklerin kazanılmasının sağlanması da düşünüldüğünde eğitimi bir‘ süreç’ olarak değerlendirme gerekliliği doğacaktır. Bu süreçle ilişkili paydaşlar üniversite, tıp fakültesi, hastane, akademik ve yönetim kadroları ile öğrencileri içermektedir. Öğrenciyi sürecin tam merkezine yerleştiren yeni yaklaşımlar Tıp Eğitimi’ nde öğrencinin direkt kendisine bazı roller belirlemiş ve onların katkılarını her zamankinden daha çok önemser bir yapı oluşturmuştur. Bu bağlamda öğrencilerin kendi eğitim süreçlerini nasıl yönetecekleri konusu da atlanmaması gereken başlıklardandır. Değişen paradigma Tıp Eğitimi diyagramında çizilecek okların yönünü de değiştirmiştir. Yarım yüzyıl öncesine bile döndüğünüzde akışın akademisyenden öğrenciye doğru olduğunu görürsünüz. İyi akademisyen dersi veya pratik uygulamayı en iyi şekilde öğrenciyle paylaşabilen olarak tanımlanmaktaydı. Bugün ise akış öğrenciden akademisyene doğrudur. Hangi eğitim programının daha başarılı olduğunu belirleyecek olan, bu programın ürettiği genç hekimlerin neler başarabildiğidir. Diğer bir deyişle programın ne aktardığından çok öğrenciye neler kazandırdığı daha önemli ve önceliklidir.