Mucize Ruh 13. Sayı Turgut Uyar Edebiyat Kültür Sanat Dergisi 13. sayı | Page 52
51
-Oğlum dur bi gitsinler, anlatırım.
Dışarıdan futbol oynayan çocukların sesleri geliyordu.
-Kaan kaç yaşına girdin bakalım?
-Onbir
-Allah bağışlasın, benimki daha sekiz. Ne çabuk büyüdüler değil mi
Mustafa?
-Sorma Nuri, zaman su gibi işte. Sabah uçağı kardan rötar yaptı. Yen-
geme yetişemedik.
-Yavrum, Nuri de o büyük amcanın oğlu, o da amcan sayılır, öp elini
öp.
-Herkesin elini öpecek miyim?
Gülüştüler.
Kahveci, bir elinde üç tane iç içe geçmiş mırra fincanı, diğer elinde
de kapaklı bakır cezve ile içeri girdi. Doğruca son gelen misafirlere
yöneldi. Önce Mustafa’ya ardından da, Kaan’a fincanı uzattı;
- O içmez dedi, Mustafa.
- İçerim Baba.
Nuri araya girdi;
- Bırak tadına baksın, nerede deneyecek çocuk.
- Ağır gelir şimdi, demesine kalmadan, Kaan kahveyi bir dikişte yu-
varladı. Sonra da suratını ekşitti.
Mustafa fincanı uzattı. Dumanı yüzüne vuran sıcacık mırrayı, tekrar
başına dikti.
Kahve çok iyi geldi. Sabahın köründen beri yollarda perişan oldukları-
nı hatırladı. İnsanların yüzü tanıdık geliyordu ama çoğunun isimlerini
hatırlayamadı. Memleketten çıkalı yirmi yıl olunca, kendini yabancı
hissetti. Üstüne üstlük bir de geç kalmışlardı. İçinden kendi kendine
utanıp, başını öne eğdi.
-Baba halıyı duvara asmışlar, üzerindeki Boğaz Köprüsü değil mi?
-Evet.
- Öbür duvardaki ne Baba?
-Oğlum çok konuşulmaz demiştim ya sana.
-Ama herkes yanındakiyle konuşuyor Baba.
Mustafa homurdandı, yine de cevap verdi;
-O Kâbe’nin resmi yavrum.
Kaan sorulara devam ederken, salona, ceketinden göbeği fırlamış
biri girdi. Amca’ya dönerek;
-Yemek hazır buyurun, dedi.