44 yeteri kadar iştah açıcı olmayınca, önce marabalar az miktarda hasadı çalarak İstanbul’ a göçer ardından Ağa da köyü satar ve oyundan çıkar.
Değişimi yüzünden Ağa’ yı yarı yolda bırakan Toprak, esasında artık vatandaşıyla ilgilenmeyen Devlet’ e karşılık gelmektedir. Bu asr-ı saadet anlatısı, devletin kırsal üreticiden elini eteğini henüz çekmediği, üstelik feodal örgütlenişi hala önemsediği döneme tekabül eder. Fakat bu siyasal gücün hala kırsala gitmediği anlamına da gelmemektedir. Filmde de görüldüğü üzere iki siyasi parti, köylüye nüfuz etmeye çalışmaktadır. Ağa’ nın partisi ve Şıh’ ın( Celal Yassıtaş) partisi şeklinde özetlenebilecek mücadelede Şıh-benzeri Gogol öykülerinde görülecek türden bir kara mizah örneği sergileyerek- cennetten tapu dağıtarak köylüyü yanına çekmeyi bilir.
Aslında merkezi iktidar, uyguladığı politikalarla kırdan kente göçü hızlandırmış-çünkü büyükşehirlerdeki fabrikalara niteliksiz işçi ihtiyacı vardır- yani Çevre’ nin Merkezi’ ni oluşturan Ağa benzeri toplumsal formasyonların elini zayıflatmıştır. Üstüne üstlük feodal örgütlenmeye verdiği tavizleri ve tarımsal yardımları da kesmeye başlayınca eskiden bambaşka olan topraklar kurumuş, hayvanlar aç kalmaya başlamış, ekinler boy vermemiştir. Kısaca Merkez, Çevre’ nin yaşama imkânlarını kısıtlamış fakat parti mücadelelerinde de görüldüğü üzere onu oy deposu olarak görmekten vazgeçmemiştir.
İstanbul Ağadan da mı Büyük?
Ağa, İstanbul’ a cebinde köyün satışından gelen hayli yüksek bir meblağ ile gelir. Adamın parasının oluşu önemlidir çünkü Merkez’ de çevrilen ekonomik sermaye genellikle onun için de oynanan“ oyun” sayesinde kazanılır ya da kaybedilir. Bu yalnızca oyunun kurallarını bilen / öğrenen kişilerin dâhil olabilecekleri bir alan anlamına gelmektedir. Herhangi bir kişi ne kadar zengin olursa olsun şehir alanına, onun işleyişini bilmeden katılmaya kalkışırsa hezeyana uğrar. Ağa özelinde durum tam olarak böyle olmuştur. Geldiği Çevre’ de itibarlı bir simgesel, toplumsal ve ekonomik sermayeye sahip olan adam, göçtüğü şehirde de bunu devam ettirebileceğini düşünmüş ama fena halde yanılmıştır.
Adım adım sıfırı tüketişi gösterilen Ağa, önce bir market işletmeye karar verir. İlk bakışta her şey güzel gözüküyordur; dükkanın müşterisi vardır ve akılcı yönetilirse ayakta durabilecek durumdadır. Ama Ağa ve Kâhya( Can Kolukısa) marketi yürütecek kültürel sermayeye sahip olmadıkları için-ürün barkodunun nasıl okutulacağını, kasanın nasıl kullanılacağını, hatta rafların nasıl dizileceğini bile bilmezler- kısa sürede batarlar. Sonuç itibariyle Zion’ a giden bir gemide zihinlerine“ İşletmeye