Tam da bu soruları sorduğum sırada Gezi patlak verdi. Recep Tayyip Erdoğan’ a, baskıcı rejime ciddi biçimde ilk karşı çıkanın ekolojik hareket olması tesadüf müydü? 1850’ li yılların sonunda, havadaki karbondioksit miktarının artmasının atmosferde ısınmaya yol açacağına, bunun da canlıların yaşamasını mümkün kılan şartları yok edeceğine dikkat çekilmeye başlanmıştı. Bu ses ancak 1950’ li yıllarda duyulur oldu. Peki, aradaki 100 senede neden bir sessizlik oldu? O arada insanlık Sanayi Devrimi’ ni tüm hızıyla yaşamayı deneyimliyordu. 1861’ de ilk petrol rafinerisi kuruldu, 1885’ te benzinle çalışan ilk otomobil üretildi, 1908’ de çamaşır makinesi, 1926’ daysa ilk televizyon icat edildi. Nur topu gibi bir New World Order’ ımız oldu. 1990’ lara geldiğimizde, Amerikan televizyonları“ NASA bugün küresel ısınmanın gerçek olduğunu onayladı.” gibi haberler yapmaya başladı. Hâlbuki bu gerçek, 1800’ lü yıllarda zaten ortaya konmuştu. 90’ lı yıllarla beraber devlet erkleri sanki bu konularla çok ilgililermiş, bir şey yapmaya gerçekten de niyetlilermiş gibi Birleşmiş Milletler’ in şemsiyesi altında bolca zirve düzenlediler, gittiler geldiler. Ancak bugün, 2015 senesine geldiğimizde devletleri resmi olarak daha az karbondioksit salınımı yapmaya iten hiçbir antlaşma yok. Amerika, Çin’ den sonra en fazla karbondioksit salınımı yapan ülke olmasına rağmen, henüz Kyoto’ yu bile imzalamamış durumda. Aralık 2015’ te Paris’ te Birleşmiş Milletler’ in düzenleyeceği konferansla bir araya gelecek ülkelerin bağlayıcı anlaşmalara tabi tutulması bekleniyor. Avrupa’ da Almanya güneş enerjisine geçişte radikal adımlar attı, Fransa’ daysa yeni yapılan çatılarda ya yeşil bitki yetiştirilmesi ya da güneş enerjisi panelleri kullanılması şartı getirildi. Fransa ayrıca marketlere satılmayan gıdaları çöpe atmayı yasakladı.
Peki, dünya biraz da zoraki bir biçimde uyanışa geçmişken, Türkiye’ de ne oluyor? Neden Özal’ ın başlattığı“ karayolları devrimi” bugün memleketimin en kuytudaki yaylalarına bile elini atmış durumda? Çünkü biz Sanayi Devrimi’ ni geç yaşamış bir milletiz. Dolayısıyla bize geç gelen televizyonun, çamaşır makinesinin, hazır yoğurdun, arabanın, telefonun“ bir halt” olduğunu düşünmeye devam ediyoruz. Henüz daha“ gelişmekte olan” ülke olmaktan çıkıp“ muasır medeniyetler” mertebesine erişmemişiz, destur! O yüzdendir işte bu“ Birkaç ağaç için...” muhabbeti,“ Turizm gelişecek turizm!” muhabbeti. Daha da devam eder. Devam etmesi için de kullandığı tek bir şey vardır aslında. Hayır! Petrol, kömür falan değil. Bugün kullandığımız birçok doğal kaynağın önümüzdeki 100 yıl içinde tükeneceğinin tahmin edildiğini unutma-
33