Kaybolan Defterler / zine 6.Sayı: Öteki | Seite 57

Maç sonrası, Ayı Aykut söze girişti. Evet adı bu. Ben koydum. İnsanların fiziksel özellikleriyle dalga geçmekten haz etmem. O yüzden değil bu isim. Herifin ruhu ayı.
“ Bizi özel hayatımız bitirdi hocam!” dedi.
Ona dönüp“ Ne özel hayatı lan?” dedim“ Her akşam dış kapıya bırakılmış eski anne terliğiyle fırına gönderilen adamlarız. Ne özel hayatı?”
***
Biliyorsunuz ki, hayat Alman kale maçlara benzemiyor. Öyle kolay olmuyor yani hiçbir şey. Öyle yakından gol atamıyorsun mesela. Öyle kolay paslaşamıyorsun. Öyle kolay sevinemiyorsun yani. Öyle kolay yenemiyorsun. Bir acı uzaktan bir degaj yapıyor. Kimin önüne düşerse düşüyor işte.
Ertesi sene, yani lisenin son yılı, müdür Eğitim-Öğretim yılı açılış töreni için sıraya dizilmemizi istemişti. Artık okulun en rütbeli öğrencileriydik. Hep sözümüz geçecekti. Takım artık bizimdi. Diğerleri mezun olmuştu. Kesin her şey harikulade olacaktı. Kafaya koymuştum, hocayla da konuşacaktım, Çayko’ yla onu barıştırıp takımı ayağa kaldıracaktım. Belki de sadece sınıf takımının değil okul takımının da kaptanı olurdum böylece. Sonra buradan Büyükşehir Belediyesi, oradan Beşiktaş, oradan da Real Madrid … Bence çok mantıklıydı bu.
Kalabalığın ortasında yürüdüm. Çayko’ yu gördüm bir aralıktan. Ona doğru ilerledim. Kolundan tuttum. Sarıldı. Şaşırdım. Hatta“ Ne oluyor lan?” dedim kendi kendime. Hiç onu öyle görmemiştim.
Çayko. Asıl adı Çağatay Arslan. Ama ben ona Çayko diyorum. Hatta bu ismi bugünlere ben getirdim. Hatta Çayko belirli bir dönem adını unuttu. Kimlikte“ Çayko” yazdığını zannettiği dönemler oldu. Hatta onun adının Çağatay olduğunu ben de bizzat şimdi hatırladım.
“ İyiyim ya ben de işte …” dedi kafasıyla karşımızda kalan kalabalığı“ Onu boşver de şimdi, ya şu kız kimdi?” ***
Bazı kadınları sevmek şüphesiz bir akciğer kanseri belirtisidir. Bunu ben de bizzat yaşayarak öğrendim. Bazı kadınları sevmek, bir çeşit yaşarken organ bağışı, bir çeşit ötenazidir. Adı Derya. Müdürün kızı. Çayko yedi yılın sonunda, kızın sınıfta olduğunu fark etmiş. Gerçekten büyük başarı... Kızın okulda çıkmadığı ve okul içinde boynuzlanmadık üst sınıf erkeği kalmadı. Zaten üstümüzde sınıf da kalmamıştı ya artık... Tüm bunlara rağmen, ben kızın fazlasıyla salak olduğunu düşünüyordum. Derslerde zekâ gerektirmeyen sorular sorardı. Hatta bizzat kendimin, biyoloji hocasına asla sapkınca bir şey düşünmeden, tamamen meraktan“ Anne sütünden yoğurt olur mu?” diye sormamdan daha aptalca bir soru sorma stili varsa, o da Derya’ nın sorularıydı.
“ Oğlum yapmasana lan!” dedim Çayko’ ya dönüp“ Seni üzerler bak …”
***
Kutucuları bilir misiniz sayın okuyucu? Hani şu Lunaparklarda falan hediye dağıtan dolandırıcıları … Daha çok para verip, daha çok şey kazandıracağını söyleyen soytarıları … Her adımda kutu açtırarak sizden para alan“ Ya bir fırın vereyim …” diyerek insanları kandıranları …
Bir keresinde bir Ağustos ayı Gümüldür’ de, memur babamın sırf ben mutlu olayım diye bütün yıl biriktirdiği paralarla yaz tatilindeydik. Oraya henüz o gün gelmiştik. Akşama kadar, babamın kiraladığı eski püskü bir evde dinlenmiştik. O akşam babam“ Hadi seni gezdireyim, annen yorgun …” demişti.
Babamın elinden tuttum. Akşamın karanlığında Lunapark’ a doğru yürüdük. Oracıktaydı, sahilde. Sonra nedendir bilmem, herhalde babam beni eğlendireceğini düşünerek, kutucunun karşısına geçmişti. Para bastıkça kazanıyordun. Eğleniyorduk. Gitgide büyüyordu hayallerin. Çocuktum ama babamın çocuksu gülümsemesini hatırlıyorum. Bir koyuyordun, daha büyük kutulara gidiyordun. Sonra gitgide insanlar çekilmeye başladılar. Adamın karşısında bir ben, bir de babam vardık artık. Babamın cüzdanında tek kuruş kalmamıştı. Babam boynunu eğdi. Ertesi gün ne yaptı biz o tatili nasıl geçirdik bilmiyorum. Sanırım Seferihisar’ a kredi almaya gitmişti. Ama o gece tüm tatil parası orada kutucuyla uçup gitti.
Babam eve dönüş yolunda elimden tuttu“ Boşver!” dedi. Babama baktım. Adama baktım. Boşluğa baktım. Yutkundum. Bir yumruğumu sıktım, diğeriyle babamın eline sıkıca yapıştım“ Sen de boşver baba, gidelim!” dedim. Karanlığa doğru yürüdük.
*** Gitgide büyüyen hayaller, daha çok acıtır sevgili okuyucu. İnanın bana daha çok. Kutulardan hiçbir şey çıkmaz. İnanın bana sonu bellidir bazı şeylerin …
“ Oğlum öyle deme çok güzel kız” dedi Çayko“ Baksana şuna, oğlum ben daha önce bunu nasıl sevmedim?”
Evet. Daha önce kimseyi sevmemişti çünkü. Libidosu mu yükseldi o sıra, yoksa saflıktan mıydı tüm bunlar bilmiyorum. Ama her seferinde kafasına şemsiye değmesin istiyordum. Değmesin ve kanamasın artık bir yeri.
“ Güzel bacakları var, ama beyni yok” dedim.“ Bak yarın öbür gün başına bir iş açar, boş versene …”
“ Ne iş açar lan?” dedi“ Hem bana baksana sen” dedi“ Sen bana yakıştırmıyor musun oğlum bu kızı? Yazıklar olsun!”“ Yahu oğlum, yemin ediyorum katalitikte bile daha çok beyin var …” dedim“ Nasıl insansın? Bunun kimleri kimleri aldattığını görmedin mi? Hem ayrıca müdürün kızı lan bu, ağzımıza sıçacaklar yemin ediyorum …”

51