“ Bunlar hep üst sınıfların uydurması” dedi.“ Senin bildiğin manada üst sınıfların …”
***
Hayat Alman kale maçlara benzemiyor. Öyle kolay olmuyor yani hiçbir şey. Öyle yakından gol atamıyorsun mesela. Öyle kolay paslaşamıyorsun. Öyle kolay sevinemiyorsun yani. Öyle kolay yenemiyorsun. Bir acı uzaktan bir degaj yapıyor. Kimin önüne düşerse düşüyor işte.
“ Sevmiyormuş” dedi“ Sevmeyecekmiş de … Bu aylaklıklarıma devam ettiğim sürece beni beğenmeyecekmiş …”
Kız Çayko’ ya bakmamazlık yapmadı. Baktı. Zaten genel olarak herkese bakmıştı. Ama prensip olarak aldatıyordu. Sinemaya götürtmek için ya da kendisine“ güzel” desinler diye … Bacaklarına baksınlar, boş bakan gözlerini görmesinler diye … Çayko’ yu da aldattı. Ayı Aykut’ la üstelik. Ulan bari bir kriterin olsun. Bari bir standarda göre yap şu işi. Ayrıca yani kantinde döner ekmek yiyen adamlarız hepimiz, bir başkasından beklentin nedir, ketçap değil de wasabi sosu mu?
“ Oldu mu lan bu şimdi?” dedi Çayko“ Söylesene abi, yani bu kız bu hanzoyla oldu mu?”
***
O gün o törende o saçma sapan konuşmayı“ Ve çocuklar” diye sürdürdü müdür.“ Biliyorsunuz kış artık yerini bahara bırakacak, diğer okullarla da görüştük, futbol turnuvalarına sömestr tatilinden sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz.” dedi“ İlk maçımız iki hafta sonra. Umarım efsane takımımız yine harikalar yaratacak. Ben evlatlarıma sonuna kadar güveniyorum. Hadi bakalım, 2003 yılı yine başarılarımızın yılı olsun …”
Ertesi gün Çayko müdürün arabasını yaktı. Okul bahçesinde kenarda duran o gıcır gıcır Astra’ yı …
Ben görmedim ama arkadaşlar anlatıyorlar. Derya’ nın karşısına geçmiş, susmuş, bir şey dememiş, ama tokatı geçirmiş en sonunda suratına. Sonra müdür çağırmış bunu. O da Çayko’ ya geçirmiş. Çayko yumruğunu sıkmış. Susmuş. Beklemiş.
“ Ne yaptın gerizekalı?” dedim“ Niye yaptın lan bunu, şimdi ne olacak?”
“ Herife bak” dedi“ Bize ayar veriyor, pezevenge bak …”“ Neyse zaten olmazdı” dedim“ Boş versene …”
*** Böyle bir şey ilk kez yapılıyordu. Çayko’ yu okuldan jet hızıyla attılar. Hatta o kadar hızlı attılar ki, Milli Eğitim Bakanlığı bile bunu kayıtlara böyle bir başarı olarak geçirmiştir emin olun … O yılı hiç bitmeyecek sandım … Bizi onunla Talim-Terbiye Kurulu ayırdı sevgili okuyucu. Sonra ona ne oldu bilmiyorum. Ne biçim seneydi lan bu?
***
Hayat Alman kale maçlara benzemiyor. Öyle kolay yani olmuyor hiçbir şey. Öyle yakından gol atamıyorsun mesela. Öyle kolay paslaşamıyorsun. Öyle kolay sevinemiyorsun yani. Öyle kolay yenemiyorsun. Bir acı uzaktan bir degaj yapıyor. Kimin önüne düşerse düşüyor işte.
Sonra onu Ankara’ da buldum. Batıkent’ te. Metro durağının hemen oradaki marketten makarna almıştı. Kasa sırasında öylece duruyordu. Sessizce. İtirazsız.
Kalabalığın ortasında ona doğru yürüdüm. Kolundan tuttum. Sarıldı. Şaşırdım. Hoparlörlerden indirim reyonu reklamları yankılanırken“ Ne yapıyorsun?” dedim“ Ne yapıyorsun burada ya, hiç değişmemişsin …” Baktı, gülümsedi.
“ Evet” dedi“ Hiç değişmedim …” ***
Bu onun hikâyesi. Bir hiçken hiç doğanın, yoktan yok olanın hikâyesi. Fotoğraflarda parmak ardında kalmış adamların, aynı akvaryumda diğerince parçalanmış balıkların, kitap aralarında unutulmuş uzak ülke kartlarının, naif kokusu çoktan gitmiş yazık-atılası denizel kabukların, balkon köşelerinde el değmemiş karıncaların ve hatırlaması zor öğretisi imkânsız düş kırıklarının hikâyesi. Bu, Çayko’ nun hikâyesi. Bu bizim hikâyemiz.
Korkaklık insanlar içindir sayın okuyucu. Bir keresinde yine demiştim: Korkağız çünkü. Çarpma pozisyonunda sırf korkumuzdan alırız kafamızı bacaklarımızın arasına …
Bir başkası olsa belki çoktan delirmişti. Sevgisiz bir çocuk değildi. Hiç parası olmazdı belki ama-ki zaten nereden olsun- bunu dillendirmezdi, simit bulursa simit, umut bulursa umut bölüşürdü. Aslında güzel bir gülüşü vardı. Ama bu gülüşü sanki filmin en güzel yerinde kopan bir makara gibi olurdu. Perdede asılı duran kült bir sahne gibi … Öylece yarım. Sessiz. Donuk.
***
Apartman leş gibi yalnızlık kokuyordu. O eşsiz, umutsuzluk kokusu. Kapısının önünde kocaman bir saksı duruyordu. Ortasında büyükçe bir gül fidanı vardı. Sadece yeşil yaprakları üzerindeydi. Kapı kilidini çevirirken diğer eliyle onu gösterdi. Gülümsedi.
“ Aylardır suluyorum ama açmıyor.” dedi“ Açmayacakmış da … Bu aylaklıklarıma devam ettiğim sürece bir kez dahi açmayacakmış.”
52
6. Sayı Öteki