Kaybolan Defterler / zine 6.Sayı: Öteki | Page 56

Hep derim. Hayat Alman kale maçlara benzemiyor. Öyle kolay olmuyor yani hiçbir şey. Öyle yakından gol atamıyorsun mesela. Öyle kolay paslaşamıyorsun. Öyle kolay sevinemiyorsun yani. Öyle kolay yenemiyorsun. Bir acı uzaktan bir degaj yapıyor. Kimin önüne düşerse düşüyor işte.
Gel zaman git zaman, bizim Çayko o eski haline geri döndü. Hatta ben takımda kalmaya devam ettim diye, benimle de bozuşmuştu sanki. Gerekmedikçe selam vermiyor, içten sorular sormuyor gibiydi. Ya da ben öyle düşünüyorum. En arka sırada yan yana oturuyorduk ama, eskiden çok fazla gülüp eğlenmese de en azından can ciğerdik. İlkokulda çocukça içimin cız ettiği adamla, artık kardeş gibiydik. İki enteresan tek çocuk silüeti …
“ Kırıldın mı?” dedi, şizofren matematikçinin dersinde bir gün“ Bana kırıldın mı lan?”
“ Yok” dedim“ Niye kırılayım ya? Ama yani o kadar şey yapmasaydın daha iyi olurdu sanki …”
“ Saçmalama lan!” dedi“ Ne yapmasaydım? Görmüyor musun, Utku’ nun babası okul kantinine espresso makinesi almış …”
“ Eee ne var bunda, ne güzel …” dedim.
“ Lan sen gerizekalı mısın nesin?” dedi“ Kız meslek lisesi önüne çevirdiler okulu, ne beklediğini bilmeyen adamlar var …”
“ Yok ya …” dedim“ Oğlum bunlar bizden büyükler, üst sınıflar … Bir bekle, bize de sıra gelir …”
“ Oğlum sen gerçek bir sığırsın ya …” dedi“ Üst sınıflar evet ama senin bildiğin manada değil …”
Şizofren matematikçi tahtanın önünden bağırdı o an.“ Oğlum bir sussanıza …” ***
Bu onun hikâyesi. Bir hiçken hiç doğanın, yoktan yok olanın hikâyesi. Fotoğraflarda parmak ardında kalmış adamların, aynı akvaryumda diğerince parçalanmış balıkların, kitap aralarında unutulmuş uzak ülke kartlarının, naif kokusu çoktan gitmiş yazık-atılası denizel kabukların, balkon köşelerinde el değmemiş karıncaların ve hatırlaması zor öğretisi imkânsız düş kırıklarının hikâyesi. Bu, Çayko’ nun hikâyesi. Bu bizim hikâyemiz.
Ertesi hafta sonu antrenman için okula gittim. Hafta içi kalabalık ve gürültülerle donanmış okul bahçesi hafta sonu kuş cıvıltılarıyla dolup taşmıştı. Okul, kente karasal televizyon ve radyo yayını veren antenlerin yerleştirildiği bir tepenin hemen dibine kurulmuştu. Şehrin hayhuyundan uzak denir ya hani, tam da öyle …
Toprak futbol sahasının etrafında yaklaşık on beş dakikadır koşuyorduk. Sırtımdan aşağı terler süzülüyor, formam üzerime yapışıyordu. Hocanın düdüğünden başka duyabileceğim tek ses kendi hırıltımdı. Bir bağırtı koptu o an:

50

6
“ Oluyo mu hocam şimdi bu?”
Hepimiz durduk. Ben ellerim dizimde nefes alıp verdim. Hoca da durdu. Düdük ağzında öylece bekledi.
“ Oluyo mu yani bu?” dedi“ Bu heriflerden bu iş oluyor mu? Takım ruhu yok. Bir şey yok.”
Belli etmeden gülümsedim.“ Oha lan …” dedim içimden“ Bunca yıl sustu sustu, sonunda patladı …”
“ Ne diyorsun oğlum sen?” dedi hoca.“ Burada bir şey yapmaya çalışıyoruz …”
Çayko sahanın kenarındaki yamaçtan aşağı doğru yürüdü. Hepimiz nefesimizi tuttuk, bekledik:
“ Bok yaparsınız!” ***
Aslında tüm anılar ebedi istirahatgahında uyuyor sevgili okuyucu. Sonra birden çocukluğunu hatırlıyorsun. Yağmur dolu ders çıkışlarını... Şimdikinden daha az gelip geçen otomobilleri. Eski tür vitrinleri. Soğuk dağlardan kent merkezine inip ağaçlara sığınmış kuşları … Hatırlıyorsun ve bir daha unutamıyorsun. Bir keresinde okul çıkışı onunla o dar sokaklarda yürümüştük. Dinmek üzere olan yağmur tek tük tıpırdıyordu. Çayko çok konuşmasa da gülüyordu, gülse de konuşmuyordu. Sonra bir kenarda bulduğu tahtayı aldı eline.“ Dıkşın, dıkşın” diye ses çıkarmaya başladı. Gülümsedim. Sabah annemin elime tutuşturduğu ama o gün hiç kullanmadığım şemsiyeyi ona doğrulttum. Ben de seslendim:
“ Dıkşın, dıkşın!”
Sonra o an şemsiyenin düğmesine bastım heyecanla. Şemsiye elimden fırladı. Ucu gidip Çayko’ nun kafasının sol köşesine çarptı. Kanadı alnının sol köşesi. Şemsiyeyi kenara fırlattım.
“ Çayko!” dedim“ Özür dilerim … Bunu yapmak istemedim …”
*** O gün hoca Çayko’ yu dövdü. Hem de evire çevire. Dizliklerimi fırlatıp koştum. Diğerleri de toplandı. Hoca arkasını dönüp söylene söylene yürüdü. Çayko küfretmeye başladı. Ağzını kapattım.“ Oğlum yapma lan!” dedim“ Yeter …”
***
Birkaç ay sonra kentte yenilebilecek en çamur takıma bile yenilmiştik. Aslında o kadar çok yenilmiştik ki, Fen Lisesi’ ndekiler bile bizimle dalga geçmeye başlamıştı. Hatta içlerinden biri“ Ooo, pi sayısını bulmuşlar” demiş. Adamların espirisi bile bilimsel. Yani şimdi kendi evimizde üçe on dört yenildik diye bu kadar da olur mu yahu?
. Sayı Öteki