INmagazine 43. Sayı INmagazine Sayı 43 | Page 57

bir yaklaşım ortaya çıkmış, Türkiye ' de
düzenleyici yön belirginleşmiş, uygulamanın
yapı taşları belli olmuştur. Kurumlara
düşen, gerekli adımları vakit
kaybetmeden planlayıp uygulamaya
almaktır. Beklemek, kullanım hızı ile yönetişim
kapasitesi arasındaki mesafeyi
her geçen gün büyüterek kurumların
risk maruziyetini artırmaktadır. Yolsuzlukla
mücadele nasıl beyandan işleyen
bir uyum programına geçişle olgunlaştıysa
, yapay zekânın hukuka uygun, etik
ve güvenilir kullanımı da ancak politikadan
işleyen bir yönetişim düzenine geçişle
güvence altına alınabilecektir.
Yönetişim düzeni kurmanın sağladıkları
sadece hukuki risk yönetimi ile sınırlı
değildir. Kurum bunun ötesinde yapay
zekâyı hangi amaçla kullandığını, hangi
ötesi etkisidir. Türkiye’ de yerleşik bir şirketin, yapay zekâ sistemini AB pazarına sunması, sisteminin AB’ de kullanılması veya AB’ deki kişileri etkileyen çıktı üretmesi hâlinde şirket Tüzük’ ün uygulama alanına girebilir. Ek olarak, Tüzük gereklilikleri AB’ de mukim şirketlerce ihale şartnamelerine, tedarikçi değerlendirmelerine ve sözleşmelere yansıtabilmektedir. Bu kapsamda, hukuken Tüzüğe tabi olmayan şirketler de tedarik zinciri üzerinden uygulama alanı kapsamına girebilmektedir.
Tüzük’ ün uygulama takvimi kademelidir ve yakın tarihte önemli bir değişiklik geçirmiştir. 27 Temmuz 2026 ' da yürürlüğe giren( AB) 2026 / 1744 sayılı değişiklik tüzüğü(" Dijital Omnibus ") ile belirli yükümlülükler ertelenmiştir. Güncel takvim kapsamında; yasaklı uygulamalara ilişkin hükümler ile yapay zekâ okuryazarlığı yükümlülüğü 2 Şubat 2025 ' ten, genel amaçlı yapay zekâ modeli sağlayıcılarına ilişkin yükümlülükler 2 Ağustos 2025 ' ten, şeffaflık
yükümlülükleri ise 2 Ağustos 2026’ dan itibaren uygulanmaktadır. Dijital Omnibus ile getirilen yeni yasaklar( rıza dışı cinsel içerikli deepfake ve çocuk cinsel istismarı materyali üreten sistemler) ile mevcut sistemler bakımından sentetik içeriğin işaretlenmesine ilişkin yükümlülükler 2 Aralık 2026’ dan; Ek III kapsamındaki bağımsız yüksek riskli sistemlere ilişkin yükümlülükler( biyometrik sınıflandırma, istihdam, eğitim, kredi değerlendirmesi, temel hizmetler ve adalet gibi alanlar) 2 Aralık 2027 ' den; ürünlere gömülü yüksek riskli sistemlere ilişkin yükümlülükler ise 2 Ağustos 2028 ' den itibaren uygulanacaktır. Türkiye ' de yerleşik şirketler bu nedenle uyum analizini yalnızca merkezlerinin bulunduğu ülkeye göre değil, sistemin sunulduğu ve çıktısının kullanıldığı pazarları da dikkate alarak planlamalıdır.
Yukarıda anlatılanlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu şekilde özetlenebilir: Yönetişimin ölçütü konusunda küresel düzeyde ortak
sınırlar içinde hareket ettiğini ve bir sorun çıktığında nasıl müdahale edeceğini paydaşlarına gösterebilir hale gelir. Bu şeffaflık, çalışanların, müşterilerin, iş ortaklarının, yatırımcıların ve düzenleyicilerin kuruma duyduğu güvenin temelini oluşturur.
Bugün yapay zekâ tartışmalarında rekabet avantajı çoğunlukla kullanım üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa aynı araçlar herkesin erişimine açık olduğundan, kullanımdan doğan avantaj geçicidir. Asıl fark yaratan, kurumların yapay zekâyı yönetebilme kapasitesidir; etkiyi öngörebilmek, gerekli kontrolü kurabilmek, sonucu izleyebilmek ve gerektiğinde hesap verebilmek. Yönetişim, bir kerede kurulup tamamlanan bir süreç değildir; kurumun işleyişinin parçası haline geldiği ölçüde yerleşir ve olgunlaşır. Bunu başarabilen kurum, etik taahhüdünü kanıtlayabildiği için paydaşlarının güvenini kazanır; bu güveni sürdürebildiği ölçüde de kurumsal itibarını kalıcı hale getirir
55