TEİD AKADEMİ
24
5. Türkiye Bakımından Kısa Değerlendirme Türkiye bakımından whistleblowing alanında bütüncül ve özel bir koruma kanununun bulunmaması önemli bir eksikliktir. Farklı mevzuatlarda bazı dolaylı hükümler bulunmakla birlikte, bildirim yapan çalışanın hangi koşullarda, hangi usulle ve hangi güvencelerle korunacağına ilişkin sistematik düzenleme yoktur. Bu parçalı yapı, özel sektör çalışanları bakımından belirsizlik yaratmaktadır.
İş hukuku bakımından temel gerilim, işçinin sadakat borcu ile hukuka veya etik değerlere aykırı bir durumu bildirme hakkı arasında ortaya çıkar. İşçi, işverenin sırlarını korumak ve işverene zarar verecek davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Ancak işyerinde hukuka aykırı, etik dışı veya kamu yararını ilgilendiren bir durum varsa, işçinin tamamen sessiz kalması da beklenemez. Bu nedenle whistleblowing, iş hukuku bakımından hassas bir denge alanı yaratır.
Bu dengenin kurulmasında bildirimin konusu, kime yapıldığı, işçinin amacı, iç bildirim yollarının kullanılıp kullanılmadığı, kamu yararının bulunup bulunmadığı ve bildirimin ölçülü olup olmadığı önem taşır. AİHM içtihadı da açıklamanın kamu yararı taşıyıp taşımadığı, doğruluğu konusunda makul dayanak bulunup bulunmadığı, önce iç yolların tüketilip tüketilmediği, işverene verilen zarar ve çalışana uygulanan yaptırımın ağırlığı gibi ölçütleri dikkate almaktadır.
Bu nedenle Türkiye bakımından sorun yalnızca yasal düzenleme eksikliği değildir; bu eksikliğin çalışan üzerinde yarattığı güvensizliktir. Çalışan, bildirim yaptığında hangi korumalardan yararlanacağını, hangi işlemlerin misilleme sayılacağını ve olası bir uyuşmazlıkta nasıl korunacağını öngöremiyorsa, bildirim yapma ihtimali zayıflar. Hukuki güvence sınırlı olduğunda, çalışanın sisteme güvenmesi büyük ölçüde kurumun kendi uygulamalarına bağlı hale gelir.
Sonuç olarak, Türkiye’ de etik ihlal bildirim mekanizmalarının gerçekten çalışabilmesi için hem daha açık ve bütüncül bir yasal çerçeveye hem de şirketlerin kendi iç prosedürlerini gerçek bir koruma ve inceleme mekanizması olarak tasarlamasına ihtiyaç vardır. Kurum bildirim yapan çalışanı koruyor, süreci tarafsız yürütüyor ve ihlaller karşısında tutarlı davranıyorsa mekanizma işlevsel hale gelir; aksi halde yasal boşluk, kurumsal sessizlikle birleşerek bildirim mekanizmasını etkisizleştirir.
6. Çözüm Önerisi: Bildirim Mekanizmasını Gerçekten Çalıştırmak Çalışma boyunca ulaşılan tespitler, sorunun çoğu zaman mekanizmanın yokluğundan değil, mekanizmaya duyulan güvensizlikten kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle çözüm, yalnızca teknik bir etik hat veya çevrim içi bildirim formu kurmakla sınırlı olamaz. Bildirim mekanizmasının gerçekten çalışabilmesi için çalışanın, bildirim yaptığında yalnız kalmayacağını, korunacağını ve sürecin tarafsız biçimde yürütüleceğini bilmesi gerekir.
Bu kapsamda bildirim kanalı, hakkında şikâyet edilen kişinin etki alanı dışında işleyecek şekilde tasarlanmalıdır. Bildirimin doğrudan aynı yönetim hattına düşmesi, özellikle güçlü kişiler hakkında yapılan başvurularda güvensizlik yaratır. Bu nedenle bildirimlerin bağımsız bir etik kurula, uyum birimine veya gerektiğinde dış bir mercie ulaşabilmesi sağlanmalıdır.
Misillemeye karşı koruma da açık ve uygulanabilir hale getirilmelidir. Misilleme yasağının yalnızca politika metninde yer alması yeterli değildir; hangi davranışların misilleme sayılacağı, örtülü misillemenin nasıl değerlendirileceği ve misilleme iddialarının kim tarafından inceleneceği önceden belirlenmelidir.
Gizlilik, anonimlik ve kişisel verilerin korunması sürecin tamamına yayılmalıdır. Bildirim sahibinin kimliği yalnızca zorunlu kişilerce bilinmeli; inceleme sırasında gereğinden fazla veri toplanmamalı ve elde edilen bilgiler amaçla sınırlı kullanılmalıdır. İnceleme, yetkin ve çıkar çatışmasından uzak kişiler tarafından yürütülmeli; bildirim sahibine makul geri bildirim verilmelidir.
Son olarak, mekanizmanın etkinliği düzenli olarak ölçülmelidir. Bildirim sayısı, sonuçlanma süresi, misilleme iddiaları ve çalışanların sisteme duyduğu güven belirli aralıklarla değerlendirilmelidir. Çünkü hiç bildirim gelmemesi her zaman kurumda sorun olmadığı anlamına gelmez; bazen çalışanların konuşmaya güvenmediğini gösterir.
Türkiye bakımından bütüncül bir yasal koruma rejimine ihtiyaç devam etmektedir. Ancak yasal düzenleme eksikliği, şirketlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, şirketlerin iç prosedürlerini gerçek bir koruma ve inceleme mekanizması olarak tasarlamasını daha da önemli hale getirir. Sonuç olarak etik ihlal bildirim mekanizmaları, ancak güven, bağımsızlık, gizlilik, tarafsız inceleme ve misillemeden korunma güvenceleriyle desteklendiğinde gerçekten çalışabilir; aksi halde kâğıt üzerinde kalan bir uyum aracına dönüşür.