ETİK
36 biçimde beslenmişti; yaklaşık yüzde seksen kelimesi Roman dillerinden geliyordu. Bu“ tarafsızlık” iddiasını zedeleyen bir gerçekti: dil, Avrupalılar için Avrupalı olmayanlara kıyasla çok daha kolaydı.
Ama asıl mesele bu değildi. Bir dilin yaşaması için düzenli ve mantıklı olması yetmez. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda toplumsal bir gerçekliktir. İnsanlar dili okulda öğrendikleri için değil, ailede, sokakta, işte, aşkta, pazarda, edebiyatta, bürokraside kullandıkları için benimserler. Dil bir topluluğun hafızasına, mizahına, kurumlarına, statü ilişkilerine bağlıdır.
Esperanto ' nun bütün bu tarihsel yüklerden arınmış olması, onun en büyük iddiasıydı. Ama aynı zamanda en büyük kırılganlığıydı. Tarafsız bir dil, kimseye ait olmayan bir dildir. Kimseye ait olmayan bir dil ise herkes tarafından kullanılabilir gibi görünse de çoğu zaman kimsenin vazgeçilmezi olamaz.
Üstelik İngilizce, Esperanto ' nun rakibi olarak ortaya çıkmadı. İngilizce ne daha düzenli ne de daha kolaydır; istisnaları,
Ama sorun, bu ortak ilkelerin her yerde aynı metin, aynı yöntem ve aynı dil ile etkili olacağını varsaymaktır. İşte“ kurumsal Esperanto” yanılgısı tam burada başlar.
telaffuz güçlükleri ve tarihsel düzensizlikleriyle bilinen en zor dillerden biridir. Buna rağmen küresel ekonominin, teknolojinin, akademinin, kültürün ve diplomasinin dili oldu. Çünkü arkasında ekonomik güç, siyasal etki, bilimsel üretim ve kurumsal alışkanlıklar vardı.
İşte bu noktada Esperanto ' nun hikâyesi, etik ve uyum alanına güçlü bir ışık tutar. Dilin kaderini yalnızca ideal değil, aynı zamanda güç ilişkileri ve gündelik gerçeklik belirledi. Tarafsızlık ve düzenlilik yeterli olmadı.
" Kurumsal Esperanto " Yanılgısı Etik ve uyum programları da çoğu zaman kendi Esperanto ' larını yaratmak ister. Özellikle çok uluslu şirketlerde ya da farklı bölgelerde faaliyet gösteren büyük yapılarda, tek bir etik kod, tek bir eğitim paketi, tek bir bildirim mekanizması