INmagazine 41. Sayı INmagazine Sayı 41 | Page 38

YAPAY ZEKA
Uyum birimlerinin rolündeki bu değişim, karar alma süreçlerine katılım biçimini de etkilemektedir. Yapay zekâ temelli uygulamalarda uyum birimleri, riskli kullanım senaryolarının tanımlanması, insan denetimi mekanizmalarının tasarlanması ve sorumluluk dağılımının netleştirilmesi aşamalarında aktif rol oynayan bir paydaş haline gelmektedir. Bu yaklaşım, uyum fonksiyonunun kurumsal karar alma süreçlerinde erken uyarı ve önleyici kontrol mekanizması olarak konumlanmasını sağlamaktadır 11.
36
Uyum programlarının başarısı büyük ölçüde bu koordinasyonun dokümantasyon ve izlenebilirlik kapasitesine bağlıdır. Yapay zekâ sistemlerinin hangi verilerle eğitildiği, hangi varsayımlar altında çalıştığı, hangi metriklerle test edildiği ve hangi koşullarda güncellendiği gibi unsurların sistematik biçimde kayıt altına alınması, hem etik hem de hukuki hesap verebilirliğin temelini oluşturmaktadır. Bu tür kayıt mekanizmalarının yokluğu, kurumları yalnızca etik eleştirilere değil, aynı zamanda yaptırımlara karşı da savunmasız bırakmaktadır 12.
Yapay zekâ uygulamalarının kurumsal yapılara entegrasyonu, yalnızca teknik bir dönüşüm sürecini değil; aynı zamanda etik, hukuki ve yönetişimsel bir yeniden yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma boyunca ortaya konulduğu üzere, yapay zekâ sistemleri klasik anlamda bir“ araç” olmanın ötesine geçerek, karar alma süreçlerinin niteliğini, sorumluluğun dağılımını ve kurumsal davranış standartlarını doğrudan etkileyen sistemsel aktörler haline gelmiştir. Bu dönüşüm, iş etiği ve uyum programlarının mevcut sınırlarını aşındırmakta ve bu programların yapısal olarak yeniden düşünülmesini gerekli kılmaktadır.
Yapay zekâ uygulamalarının disiplinler arası niteliği, uyum birimlerinin hukuk, etik, veri bilimi ve iş birimleri arasında ortak bir dil kurmasını zorunlu kılmaktadır.
münferit sorunlardan ibaret değildir. Bu riskler, algoritmik karar alma süreçlerinin opaklığı ve kurumsal sorumluluğun görünmez hale gelmesi gibi çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda etik ilkelerin veri yaşam döngüsüne, model geliştirme süreçlerine ve uygulama senaryolarına entegre edilmediği durumlarda, etik söylem ile kurumsal pratik arasındaki mesafe giderek açılmaktadır.
Geleneksel uyum programları, büyük ölçüde insan davranışına dayalı ihlal risklerini önlemeye yönelik olarak tasarlanmıştır. Oysa yapay zekâ temelli sistemlerde risk, çoğu zaman bireysel bir eylemin sonucu olarak değil; veri setlerinin seçimi, model mimarisi, algoritmik varsayımlar ve kullanım bağlamının bütüncül etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Bu durum, hukuki ve etik sorunların tekil bir fail üzerinden açıklanmasını zorlaştırmakta; sorumluluğu dağıtık, çoğu zaman belirsiz ve kurumsal düzeyde ele alınması gereken bir meseleye dönüştürmektedir.
Çalışmada incelendiği üzere, yapay zekâ uygulamalarının etik riskleri yalnızca mahremiyet ihlali veya ayrımcılık gibi
Hukuki düzenlemeler bakımından, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası ve veri koruma mevzuatı gibi normatif çerçeveler, düzneleyiciler tarafından yayınlanan rehberler yapay zekâ uygulamalarının sınırlarını belirlemek açısından önemli bir işlev üstlenmektedir. Bununla birlikte, bu düzenlemelerin çoğu zaman asgari uyum standartlarını belirlediği ve yapay zekâ uygulamalarının doğurduğu etik sorunların tamamını kapsamakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Özellikle açıklanabilirlik, hesap verebilirlik ve insan denetimi gibi ilkelerin fiilen nasıl uygulanacağı sorusu, salt hukuki düzenlemelerle çözülebilecek bir mesele olmaktan uzaktır. Bu noktada iş etiği ve uyum programları, hukukun çizdiği sınırları dolduran ve yapay zekâ uygulamalarını kurumsal değerler çerçevesin-
11 VEALE / ZUİDERVEEN, s. 109.
12 VEALE / ZUİDERVEEN, s. 108-110.