ETİK
ğü“ impression formation” deneyleri, insanların bir kişiyi değerlendirirken tek bir özelliğe odaklanmadıklarını; aksine farklı özelliklerin birlikte oluşturduğu genel izlenimi dikkate aldıklarını göstermiştir. Bir kişinin karakteri, izole özelliklerin toplamından değil, bu özelliklerin birlikte oluşturduğu bağlamdan doğan bir algı çerçevesinde değerlendirilir.
Bütün bu yaklaşımlar birlikte ele alındığında ortaya çıkan sonuç oldukça nettir: İnsan zihni anlamı tekil unsurlardan değil, unsurlar arasındaki ilişkilerden üretir. Bir davranışın veya ifadenin nasıl yorumlanacağı, büyük ölçüde o davranışın hangi koşullar içinde ortaya çıktığına ve hangi diğer işaretlerle birlikte algılandığına bağlıdır.
20
Bu açıdan bakıldığında Kuleshov etkisi, söz konusu psikolojik gerçeğin sinema alanındaki çarpıcı bir örneğini sunar. İzleyiciler tek bir yüz ifadesini değil, yüz ile diğer görüntüler arasındaki ilişkiyi yorumlayarak duygusal anlam üretirler. Dolayısıyla anlam tek bir görüntünün içinde değil, görüntüler arasındaki bağlamda ortaya çıkar. Aynı ilke yalnızca sinema için değil, insan davranışlarının yorumlanmasında da geçerlidir. İnsanlar bir kişinin niyetini, bir kurumun değerlerini ya da bir mesajın anlamını değerlendirirken tek bir işarete değil, o işaretin içinde yer aldığı bütünsel bağlama bakarlar. Bu nedenle bağlam değiştiğinde aynı davranış ya da ifade tamamen farklı biçimde algılanabilir.
Sinema kuramından gelen bu fikir, ilk bakışta iş dünyasıyla ilgisiz gibi görünebilir. Ancak biraz yakından bakıldığında Kuleshov etkisinin yalnızca film anlatısına değil, kurumların nasıl algılandığına dair de güçlü bir analoji sunduğu görülür. Tıpkı bir film sahnesinde olduğu gibi, kurumların da dış dünyaya verdiği mesaj tek bir unsurdan oluşmaz. Bir şirketin etik olup olmadığı, yayımladığı etik koddan, hazırladığı politika belgelerinden ya da düzenlediği eğitimlerden tek başına anlaşılmaz. Asıl anlam, bu unsurların birbirleriyle kurduğu ilişkide ortaya çıkar.
Başka bir ifadeyle kurumların etik kimliği de bir tür“ montaj” sonucudur. Bir kurum etik ilke ve değerlerden söz edebilir; ancak aynı kurumda performans sistemi yalnızca kısa vadeli finansal sonuçları ödüllendiriyorsa çalışanların zihninde oluşan anlam farklı olacaktır. Örneğin satış hedeflerine ulaşmanın tek başarı ölçütü olarak görüldüğü bir ortamda çalışanlar, etik kuralların varlığını kabul etseler bile pratikte“ sonuçların her şeyden önemli olduğu” mesajını alabilirler. Bu durumda etik ilkeler kağıt üzerinde varlığını sürdürürken, günlük iş hayatında belirleyici olan şey performans baskısı haline gelebilir.
Rus film yapımcısı ve teorisyen Lev Kuleshov
Benzer şekilde bir şirket güçlü bir etik kod yayımlayabilir; ancak çalışanlar ihlalleri bildirdiklerinde misilleme ile karşılaşıyorlarsa bu kez kurumsal mesaj bambaşka bir şekilde algılanacaktır. Kurum içinde“ açık kapı politikası” ve şeffaflık vurgusu yapılırken, yöneticilerin eleştiriye kapalı davranması ya da sorunları dile getiren çalışanların dışlanması da aynı etkiyi yaratabilir. Bu tür durumlarda çalışanlar resmi mesajlardan çok, kurum içinde hangi davranışların gerçekten ödüllendirildiğini ve hangilerinin cezalandırıldığını gözlemleyerek bir anlam üretirler.
Aynı şekilde şirketler etik ve sürdürülebilirlik konusunda güçlü söylemler geliştirebilir; fakat tedarik zincirinde maliyet baskısı nedeniyle etik dışı uygulamalara göz yumuluyorsa çalışanların ve paydaşların algısı yine farklı olacaktır. Çalışanlar zamanla kurumun söylediği ile yaptığı arasındaki farkı karşılaştırarak gerçek kurumsal kültürün nerede durduğunu anlamaya çalışırlar.
Bu nedenle çalışanların zihninde oluşan“ kurumsal sahne”, yalnızca yazılı kurallarla değil; kurum içindeki günlük davranışlar, teşvik sistemleri, yönetim tarzı ve karar alma pratiklerinin birlikte oluşturduğu bağlamla şekillenir. Kurumsal etik kültürü de tam olarak bu bütünlük içinde ortaya çıkar: Söylenenler, yapılanlar ve ödüllendirilen davranışlar bir araya geldiğinde çalışanların gözünde kurumun gerçek etik kimliği belirginleşir.