ETİK
yıkımla doğrudan ilişkilendirilmez; sorumluluk kurumsal yapıya dağılmıştır ve görünmez hâle gelmiştir. Bu şekilde bireyler, etik kararların öznesi değil, sistemin işlemesini sağlayan teknik parçalar olarak kalırlar.
14
Teorik olarak, bir birey kendisine verilen emrin etik sınırlarını sorgulayabilir. Ancak işbölümünün derinleştiği yapılarda bu tür sorgulamalar büyük ölçüde ortadan kalkar ya da etkisizleşir. Bu sistemde görevler, sonuçlarıyla bağ koparacak şekilde yapılandırılmıştır. Birey yalnızca görevin kendi içindeki başarı ölçütlerine( verimlilik, uygunluk, maliyet) odaklanır. Eylem artık“ etik olarak doğru mu?” sorusuna değil,“ en verimli şekilde yapıldı mı?” sorusuna tabi tutulur. Bu da bürokratik sistemde etik refleksin silinmesine, eylemin yalnızca akılcı ve teknik kriterlerle değerlendirilmesine yol açar. Üstelik bu durum, bireyin kişisel değerleriyle çatışsa bile, bürokratik yapının içindeki görevini titizlikle yerine getirmesine engel olmaz. Zira bürokrasi, bireylerin mesleki becerilerini ve içsel ustalık güdüsünü kendi teknik rasyonelleri doğrultusunda kullanabilme kapasitesine sahiptir. Ustalıkla yapılan bir işin etik boyutu göz ardı edilebilir; önemli olan işin“ doğru yapılması” dır,“ doğru işin yapılması” değil. Böylece birey, işini iyi yapmaya odaklanırken katkıda bulunduğu sistemin nihai sonuçlarından duygusal ve düşünsel olarak kopar. Bu kopuş, iş etiğinin teknik yeterlilikle yer değiştirmesine ve bireysel etik sorumluluğun silikleşmesine neden olur.
Ustalıkla yapılan bir işin etik boyutu göz ardı edilebilir; önemli olan işin“ doğru yapılması” dır,“ doğru işin yapılması” değil.
Arendt ' in“ Eichmann in Jerusalem” adlı eserinde vurguladığı gibi, kötülüğün sıradanlığı; eylemlerini düşünmeyen, sadece kurallara uymaya çalışan sıradan insanların, farkında olmadan büyük felaketlere neden olabileceğini gösterir. Arendt bu konuda şunu açıkça belirtir:“ Hiçbir şey, yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.”
Kurumsal dünyada bu etik sorumluluk boşluğunun etkilerini yakın geçmişte yaşanan iki olayda açıkça görmek mümkündür. Birkaç yıl önce, büyük bir otomotiv şirketinde ortaya çıkan yazılım manipülasyonu vakası, etik sorumluluğun nasıl sistematik olarak göz ardı edilebildiğini çarpıcı biçimde gösterdi. Şirketin mühendisleri, egzoz gazı emisyon testlerini manipüle eden bir yazılım geliştirerek araçların yasal sınırlar içinde görünmesini sağladı. Çalışanların büyük kısmı, bu uygulamanın yasalara aykırı olduğunu bilmesine rağmen,“ yukarıdan gelen talimat”,“ re-