Bu bağlamda Bauman’ ın analizleri, bireyin karar süreçlerinden uzaklaştıkça, bu kararların doğurduğu sonuçlara karşı kendini daha az sorumlu hissetmesine odaklanır. Bizim“ etik mesafe” olarak adlandırabileceğimiz bu durum, etik karar vermenin yalnızca bireyin sistem içindeki konumuyla değil, aynı zamanda sürece ne ölçüde dâhil olduğu ve eylemlerini ne derece sorguladığıyla da doğrudan ilişkili olduğunu gösterir. unsurdan oluşur: ilki, görevlerin titizlikle bölündüğü işbölümüdür; ikincisi ise etik sorumluluğun yerine teknik sorumluluğun geçirilmesidir. Bu yapı, bireyin yaptığı işle ortaya çıkan sonuç arasında mesafe yaratır. Karar alma ve uygulama süreci farklı kademelere dağıtıldığından, zincirin son halkasındaki kişi, eylemin sosyal, çevresel veya ekonomik etkisini kavrayamayabilir. Çoğu zaman karar alıcılar da uygulamanın doğasını doğrudan bilmeden hüküm verirler.
Bauman’ a göre modern sistemlerde birey, kendisini yalnızca bir zincirin halkası olarak konumlandırır.“ Ben sadece görevimi yaptım” ya da“ talimatları uyguladım” gibi ifadeler, etik karar almayı askıya almanın gerekçesi hâline gelir. Bu yaklaşım, Hannah Arendt’ in“ kötülüğün sıradanlığı”( banality of evil) kavramıyla da doğrudan örtüşmektedir. Arendt’ e göre, bireylerin görev bilinciyle hareket etmesi ve otoriteye sorgusuz bağlılığı, onları ahlaki yargılama kapasitesinden uzaklaştırabilir. Arendt ' in“ Eichmann in Jerusalem” adlı eserinde vurguladığı gibi, kötülüğün sıradanlığı; eylemlerini düşünmeyen, sadece kurallara uymaya çalışan sıradan insanların, farkında olmadan büyük felaketlere neden olabileceğini gösterir. Arendt bu konuda şunu açıkça belirtir:“ Hiçbir şey, yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.” Bürokrasinin işleyiş biçimiyle doğrudan bağlantılı olan bu etik uzaklık, günümüz iş dünyasında da kurumların yapılanmaları içinde bireyin kararlarının sonuçlarıyla yüzleşmesini engelleyebilecek bir risk alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Zygmunt Bauman,“ Modernite ve Holocaust” da bürokrasinin etkinliğini sağlayan temel özelliklerden birinin, eylemleri etik değerlerden koparmak olduğunu vurgular. Bu kopuş iki ana
Bauman ' a göre bu durum, modernliğin başarısı olarak görülen koordinasyon ve hareket kabiliyetinin ardında yatan“ akıl ve ustalığın” bir sonucudur. Ancak bu ustalık, etik bir farkındalık değil, aksine, etik sorumluluğun bireyler arasında parçalanarak görünmez hâle gelmesini sağlar. Böyle bir yapıda birey, teknik doğruluğa veya daha fazla kazanmaya odaklanır;“ doğru şeyi yapmak” değil,“ görevi doğru yapmak” esas hâline gelir. Bu durum da etik sorumluluğun sistematik olarak silikleştirilmesine neden olur.
Modern bürokratik işbölümü, birey ile eylemin sonuçları arasındaki mesafeyi hem fiziksel hem de zihinsel olarak büyütür. Hiyerarşi içinde yer alan çoğu görevli, verdiği emirlerin sonuçlarını doğrudan görmez; bu sonuçlar onun için yalnızca grafikler, tablolar ya da rakamlarla temsil edilen soyut verilerdir. Bu soyutlama, etik karar vermeyi devre dışı bırakır ve görev sahipleri kararlarının etkisini etik açıdan sorgulamaz hâle gelir. İşbölümünün özelleştiği yapılarda her görev küçük ve teknik bir parçaya dönüşür; bu da failleri eylemin nihai anlamından koparır. Birey, yaptığı işin sonuçlarını ne düşünmek ne de bilmek zorundadır; çünkü sistemin işleyişi bunu gerektirmez. Örneğin, kimyasal silah üreten fabrikada çalışan işçiler, ürünlerinin yol açtığı
Zygmunt Bauman ' ın Lviv ' deki 20. Yayıncılar Forumu ' ndaki halka açık konferansı( 2013) Fotoğraf: Wikipedia
Arendt ' in“ Eichmann in Jerusalem” adlı eserinde vurguladığı gibi, kötülüğün sıradanlığı; eylemlerini düşünmeyen, sadece kurallara uymaya çalışan sıradan insanların, farkında olmadan büyük felaketlere neden olabileceğini gösterir. Arendt bu konuda şunu açıkça belirtir:“ Hiçbir şey, yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.”
13