INmagazine 38. Sayı INmagazine 38. Sayı | Seite 17

kabet baskısı” ya da“ testi geçmek zorundaydık” gibi gerekçelerle müdahale etmedi. Bu durum, teknik yeterliliğin önceliklendirildiği ama etik sorgulamanın devre dışı bırakıldığı bir örgütsel kültürün sonucuydu. Eylem zincirine dâhil olan herkesin katkısı küçük görünse de, sonuç ciddi çevresel ve toplumsal zararlara yol açtı.
Yakın geçmişte, küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük bir havacılık üreticisinin yeni modelinde yaşanan iki ölümcül kazanın ardından yürütülen soruşturma, sorumluluğun nasıl parçalara ayrıldığını ortaya koydu. Şirket içinde bazı mühendisler ve teknik uzmanlar, yeni kontrol sisteminin risk barındırdığına dair uyarılarda bulunmuştu.
alınan kararlarda teknik verimlilik ve zamanlama hedeflerini öne çıkarırken, potansiyel güvenlik riskleri arka plana itildi. Karar alma süreçlerinin dağıtılmış yapısı, hiçbir bireyin etik sorumluluğu tam olarak üstlenmemesine neden oldu.
Modern bürokrasinin rasyonel işleyişi, tarihte olduğu kadar günümüzde de etik sorumluluğun bastırılmasına imkân tanıyabilmektedir. Zygmunt Bauman’ ın * Modernite ve Holocaust * adlı eserinde detaylı biçimde analiz ettiği üzere, teknik sorumluluğun etik sorumluluğun yerini alması, bireyleri kararların sonuçlarından uzaklaştıran ve onları yalnızca işlerini " iyi yapmakla " yükümlü gören bir zihniyeti
Bu bağlamda, ister devlet ister özel sektör içinde olsun, iş süreçlerinin yalnızca prosedürel başarıyla değil, sosyal ve etik etkileriyle de değerlendirilmesi zorunludur. Aksi halde, geçmişte yaşanan trajedilerle yapısal olarak benzer biçimlerde şekillenen karar mekanizmaları, bugünün şirketlerinde, kamu idarelerinde ya da teknoloji altyapılarında farklı biçimlerde ama benzer etik zafiyetlerle yeniden ortaya çıkabilir. Bu yüzden bürokrasinin doğasını sorgulamak, etik sorumluluğu karar zincirinin her halkasında canlı tutmak ve " işini doğru yapmak " ile " doğru olanı yapmak " arasındaki farkı kurum kültürünün merkezine yerleştirmek yalnızca tarihî bir ders değil, aynı zamanda güncel bir gerekliliktir.
Ancak projeye verilen yüksek yatırım, rekabet baskısı ve teslim tarihlerini karşılama zorunluluğu gibi etkenler nedeniyle bu uyarılar yeterince dikkate alınmadı. Yönetim kademeleri,
beslemiştir. Bürokratik yapıların işbölümü ve hiyerarşik zincir aracılığıyla yarattığı bu“ etik mesafe”, bireyi kendi eylemlerinin sonuçlarını değerlendirme yetisinden koparır.
Son sözü de Bauman söylesin:“ Bürokrasi, eylemin dış bağlantılarını görüş alanından çıkarınca, bu eylem kendi içinde bir sonuç hâline gelir.”
15
Yukarıda özetlenen tarihsel ve güncel yapılar, etik sorumluluğun ancak sistematik bir farkındalıkla canlı tutulabileceğini gösteriyor. Bu nedenle bazı temel ilkelerin kurumsal hayatta benimsenmesi kritik önem taşır:
• Araçların amacın önüne geçmesini engelleyecek etik denetim mekanizmaları geliştirilmeli: Bauman’ ın vurguladığı üzere bürokratik sistemin doğasında bulunan“ araçlara odaklanma” ve“ amaçtan kopma” eğilimi, kararların etik sınavlardan geçmeden uygulanmasına zemin hazırlar. Bu nedenle her kademedeki bürokratik işlemin yalnızca teknik başarıyla değil, etik açıdan da değerlendirilmesini sağlayacak denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Bu sistemler yalnızca prosedürel değil, değer temelli olmalıdır.
• Bireysel sorumluluğu kurumsal kültürün temeline yerleştirmek:“ Ben sadece görevimi yaptım” mantığı, bireysel etik sorumluluğu ortadan kaldırır. Bürokrasi içinde yer alan her bireyin, verdiği kararların veya uyguladığı emirlerin doğuracağı sonuçları düşünme yükümlülüğü taşıdığı vurgulanmalı; bu bilinç kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası hâline getirilmelidir.
• Rasyonalitenin etikten ayrılamayacağını gösteren eğitimler: Teknik uzmanlık ve bürokratik beceriler, etik farkındalıktan soyutlandığında felaketlere zemin hazırlar. Bu nedenle kamu yönetimi, işletme, mühendislik gibi alanlarda eğitim gören bireylere sadece teknik bilgi değil, aynı zamanda etik düşünceyi ve karar almayı da içeren dersler verilmelidir.