e-Dergi 7/G 7/G'nin Aynası | Página 82

Sunum tahmin ettiğim gibi yoğun başladı, sorular art arda geliyordu. Sporcuların kaygılarına hak veriyordum, vücutları her türlü robotik eklentiden arınmıştı, beyin-makine ara yüzü kullanmıyorlardı. O sebeple Homo Sapiens bedeninin, koruyucu giysiler altında ne kadar rahat edebileceğinden endişeleniyorlardı. Ben de onlara, çok değil 50 yıl öncesine kadar uzay görevlerine yükseltilmemiş, hatta bugünkünden çok daha zayıf Homo Sapiens’lerin katıldığını anlattım. Endişelerini gidermeyi başarabildim, bazıları Ay’da, düşük yer çekimli ortamda atletizm egzersizleri yapmak için sabırsızlanıyordu. Hatta Ay turnuvalarında, orada yerleşik olan sporculara bile meydan okumak istiyorlardı. Sanatçılar bu tür kalabalık sunumları pek sevmezdi, çoğu erken ayrıldı. 9 saatlik soru-cevap kısmının ardından nihayet sunumum bitti. Kontrol panelimi açtım, hormon ve algılarımı sakinlik seviyesine çektim. Salondan tam çıkarken, bir kadınla yüz yüz yüze geldik. Oldukça güzeldi, sağ gözündeki kızılötesi-morötesi lensi fark ettim, sanırım sanatçı olmalıydı. Korunaklı bir noktada, lav silahımla ateş yaktım. Doyana kadar et yedim, epey miktarını da kızartıp yanıma aldım. Karnım doyduğu için nihayet birkaç günlük plan yapabilirdim. Şehir enkazında toplayıcılar vardı, takas için onları bulmaya karar verdim. Ama tek başına şehre gitmek her zaman riskli olmuştur, takasın olduğu yerde avcılar da vardı, bazen tüfek bile taşıdıkları oluyordu. Lav silahım her an yanımdaydı, metal ok uçlarını da cebime doldurdum. Şehir enkazına doğru güvensizce yürümeye başladım. Sanatçı kadınla ayaküstü konuşmaya başladık, gezegen turizminin ne kadar yaygınlaşabileceğine dair genel sorular sordu. Beni dinlemekten hoşlandığını fark ettim, ona terastaki kafede oturmayı teklif ettim. Kabul edince çok mutlu oldum çünkü bir sanatçıyla zaman geçirmek bir bilim insanı için büyük bir ayrıcalıktı. Körfez manzarasını gören bir masaya oturduk. Kontrol panelim, bugün 2 tane 50lik bira içebileceğimi hesapladı, bunu gören kadın güldü. “İyi ki bunlardan birini kullanmıyorum.” Ona neler yaptığını, neler ürettiğini sordum. Belli bir planı olmadığından, önceliğinin gezmek ve hayatı keşfetmek olduğunu söyledi. Sanatçı olduğu ilk yıllarda, filtreli lenslerle saatlerce Güneş’i izlediğini, güneş fırtınalarının resmini çizmeye çalıştığını anlattı. Şimdi de Ay’a gidip, oradan Güneş’i izlemek istiyordu. Ona “gezegenler arası sanatçılar” gibi bir projeye katılıp neden şimdiye kadar Ay’a ya da Mars’a gitmediğini sordum. Güldü, “hayatında hiç proje tamamlamadığını, özgür, başına buyruk yaşamak istediğini” anlattı. Sonra bana cesurca bir soru sordu.