e-Dergi 7/G 7/G'nin Aynası | Page 83

Şehrin sınırlarına vardığımda asit yağmuru başlamıştı, üzerinde semboller olan geniş metal levhalarla basit bir sığınak yaptım hemen. Çocukluğumda, yaşlıların bu sembolleri bize öğretmeye çalıştığını hatırlıyorum, sanırım harf deniyordu bunlara. Uygarlık zamanında insanlar bu sembollerle anlaşırmış. Yaşlılardan harfleri öğrenen birkaç kişi olmuştu, ama ne işe yaradığını bir türlü öğrenemedim, doğada hiç harf yoktu. Asit yağmuru dindi nihayet, sıçrayan damlalar ceketimde delikler açmıştı. Elimde silah, temkinli şekilde enkazların arasından yürümeye koyuldum. Her yer metal, taş ve toz yığınlarından ibaretti. Sanırım işe yarar hiçbir malzeme kalmamıştı, çünkü hiç toplayıcı göremedim. Yürürken bir el silah sesi işittim, bir bina kalıntısının tepesinde bir adam vardı. İyice süzdü beni, çantamın boş olduğunu fark etti. Mermisini harcamaya değmeyeceğini düşünerek sırtını döndü. Yapay Zekâ’nın seçiminden mutlu muydum, bu seçimi hiç sorgulamış mıydım? Bu tarz bir tartışmaya katılmayalı yıllar olmuştu. Hatta bunun üzerine pek az düşünmüştüm. 30 yaşına kadar, çok kararsız bir hayatım olmuştu. Çocukluğum güzel geçmişti ancak ergenlikten itibaren hissettiğim tek şey can sıkıntısıydı. Hiçbir eğitimde, hiçbir projede istikrar sağlayamamıştım. Yaşamım yarıda kalan işlerle doluydu. Bir süre sonra kendi arayışlarımdan da bıkıp Seçim Günü’ne kadar hayatı rasgele yaşamaya başlamıştım. Sanırım son birkaç yıl, en çok sevdiğim şeyin okumak, araştırmak ve insanları gözlemlemek olduğunu düşünüyordum. Nihayet Seçim Günü geldi. Yapay Zekâ 30 yıllık yaşamımı, fizyolojik ve genetik altyapımı, bilişsel yeteneklerimi değerlendirerek bir sonuca ulaştı. Bilimi insanı olarak yetiştirilecektim, beyin-makine ara yüzüne erişerek zihinsel kapasitemi artırma yetkisine de ulaşabilecektim. Nihayet yıllar süren kararsız bekleyişim sona erdi ve artan zihinsel olanaklarımla sosyal bilimler projelerine dahil oldum. Evet, başarılı, keyifli ve umut dolu bir hayatım vardı. Ve hayatımdaki güzel her şeyin kaynağında, Yapay Zekâ’nın seçimi vardı. Heyecanla anlattım ve kocaman bir gülümsemeyle sustum. Verdiğim cevap, sanatçı kadını çok tatmin etmemiş gibi görünüyordu, “iyi geceler” dileyerek ayrıldı. Parmağımdaki çiple hesabı ödedim, sonra da mekândan ayrılıp caddeye çıktım. Sanatçılar ne kadar da anlaşılmaz insanlardı, davranışlarını kestirebilmek için daha çok kafa yormam gerekecekti. Eve dönmekten vazgeçtim, gecenin bu saatinde kütüphanede çalışmanın puan katsayısı yüksekti. Her gün yeni bir şeyler öğrenmek ne kadar da keyifli! Şehri boydan boya dolaşmama rağmen, 2 küçük metal boru dışında yanıma almaya değecek bir şey bulamadım. Hiçbir canlılık ve yiyecek maddesi zaten yoktu, şehirde kalmak açlık demekti. Şehirden ayrıldım, patikayı izledim. Belki bir toplayıcı konvoyuna denk gelirdim, ya da hayvan avlardım. Çantamda 2 gün yetecek kadar et vardı, yürümeye devam ettim. Bir günü daha hayatta kalmayı başararak atlatmıştım, daha ne isteyebilirdim ki?