Dokun Dergisi | Page 24

DOKUN MUSA BEKLENİYOR! M. Ferhat Polat K ur’ân-ı Kerîm insanı tanımlarken ilk bakışta birbirlerine zıt gibi gözüken iki noktadan hareket eder. Birinci noktada insanın zayıflığından ve değersizliğinden bahseder: “Kahrolsun o insan ki ne kadar da nankördür. Allah kendisini hangi şeyden yaratmıştır? Onu bir damla sudan yaratmış ve şekil vermiştir.” (Abese 17-19) İkinci noktada ise onu, meleklerin önüne geçirecek olan değerinden bahseder: “Şüphesiz biz âdemoğlunu muhterem kıldık. Karada ve denizde onları taşıttık. Onları helal ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra 70) İnsanın tek bir kimliği altında 24 bu iki gerçeğin birleşmesine gelince; insanın makamı ne kadar yüksek olursa olsun, ne kadar nadir özellik ve sıfatlarla donanmış bulunursa bulunsun, bunların hiçbiri insanın kendi zatından kaynaklanmaz. Bunların hepsi ancak Allah’tan insana belli bir müddete kadar verilmiş birer emanettir. Kendisinin yalnız zayıflık yönünü, basitlik ve aşağılık tarafını gören kimsenin azgın ve kibirlilerin azgınlıklarına kurban olacak şekilde yaşaması ve Allah’ın kendisine yüklediği iman ve imar görevlerini ihmal edeceği açıktır. Buna karşılık kendisini sadece etrafındaki eşyaya hükmedecek sıfat ve özelliklere sahip gören ve bu sıfatların verdiği gurur ve sevinçle sarhoş olanın isyan ve inkâra sürüklenmesi olağandır. Birinci nokta onu firavunlaşmaya karşı koruyan bir zırh gibidir. Zira Allah’a kıyasen değersizliğini unutanın kibirlenmesi, büyüklük taslaması, kendini müstağni görmesi kaçınılmazdır. İkinci nokta ise insanı zilletten, nefsine ve firavunlara boyun eğmekten kurtarır. Zira diğer canlılar karşısındaki üstünlüğünü unutan, köle olmaya mahkûmdur. Müslüman, bu dengeyi yakalamak adına attığı her adımda kâmil bir imana yaklaşacak demektir. Bu denge sayesinde ahireti kazanmak adına dünyanın ihmal edilmesi söz konusu olmayacaktır. Yine bu denge sayesinde dünya kalplerden çıkarılıp avuçların içine alınacaktır. Peki ya firavuna boyun eğen? Zulme karşı direnmek ve hakkı diretmek, kalbinde en az hardal tanesi kadar iman bulunan herkes için bir gerekliliktir. Hadis-i şerifte belirtildiği gibi bu mücadelenin şekli ve miktarı kişinin gücü ve konumuna göre ya eliyle olur, ya diliyle olur ya da o kötülüğe karşı kalbinde beslediği kinle olur. Müslüman zilleti kabul edemez. Zillete razı olup dininden ve davasından vazgeçenlerle heva ve hevesini tanrı edinip insanlara zulmedenlerin ahirette yapacakları diyalogu Rabbimiz kitabında, Sebe’ suresinin 31 ila 33. ayetleri arasında gözler önüne sermektedir: “… Sen o zalimlerin Rablerinin huzurunda dururken birbirlerini suçlayarak söz attıklarını bir görmelisin! Zayıflar büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız biz mutlaka iman etmiş olacaktık.” derler. Büyüklük taslayanlar da, zayıfların sözlerini reddederek: “Size hidayet gelince, sizi ondan biz mi alıkoyduk? Bilakis siz suçluydunuz.” derler.