Dokun Dergisi | Page 23

DOKUN Sa’d bin ebi Vakkas tanışıyor. Abdullah Yusuf Arslan B ir insan düşününüz ki; onu; Allah övmüş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu sevdiğini söylemiş. Bu sevgi akılları zorlayacak bir hale gelmiş. Rasulullah’ın sağlığında yüz bin civarında sahabe hayattaydı. Bu kadar kişi Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme, anam babam sana feda olsun derken, Efendimiz ise sadece bir kişi için bu cümleyi kullanmıştı. Uhud savaşı esnasındayken Sa’d bin ebi Vakkas’a “At ey Sa’d! Anam babam sana feda olsun.” diyerek ona iltifatta bulundular. Allah ve Resulünün razı olduğu insan, Sa’d. Bizim Sa’d’ı övmemiz ona hiçbir şey katmayacaktır. Çünkü o zaten dünyadayken Allah Resulünden cennet garantisi alarak ayrılmıştır. Bu cennet garantisini sadece kuru kuruya “Seni çok seviyorum ya Rasulullah” demek ile değil, bu söylediğini kalbiyle yaşayarak elde etmiştir. Birçok hizmette bulunmuş, Efendimizin vefatından sonra kırk beş sene yaşadığı halde bu hizmetlerin hiç birinden vazgeçmemiş hatta katlayarak devam ettirmeye çalışmıştır. Yani bizim övgümüze muhtaç değil Sa’d, biz onu anlamaya muhtacız. Sa’d bin ebi Vakkas on yedi yaşındayken İslam ile Annesini çok seven ve değer veren bir delikanlı. Müslüman olduğunda annesi aşırı bir tepki göstererek “Eğer Muhammed’in dininden dönemezsen açlık grevine başlarım.” demiş. Sa’d annesinin bu sözüne kulak asmadan Efendimizin yanına gelmiş. Aradan üç dört gün geçtikten sonra annesinin yanında bulunan komşuları Sa’d’ın yanına gelerek; “Annen sana söylediği sözü tuttu ve açlık grevine başladı. Gelip baksan ve konuşup ikna etsen iyi olur.” dediler. Sa’d annesinin yanına geldi ve söylenenlerin doğru olduğunu gördü. Annesi daha önce söylediği sözleri tekrarladı: “Eğer Muhammed’in dininden dönmezsen açlıktan kendimi öldüreceğim.” dedi. Sa’d bin ebi Vakkas’ın annesinin bu sözü üzerine verdiği cevap tüyler ürperticidir: “Ey anne, şuan açlıktan sadece bir canın çıkacak, bin canın açlıktan çıkacak olsa vallahi Muhammed’in davasından vazgeçmem.” Bu sözü çok sevdiği annesine söylediğinde fıkıh, hadis, siyer, Kur’an ilimlerini tamamlayıp, hacca gitmiş gelmiş bir kişi değildi. Sadece üç gün önce Müslüman olmuş bir insandı. Dünyaya geldiğinde babası kulağına ezan okumamıştı ama Allah’a ve Resulüne tabi olduğunda, kalbinde hiçbir pürüz olmadan iman etmişti. Bu noktadan kendimize birçok ders çıkarmamız gerekiyor. Üç gün önce Müslüman olmuş Sa’d dini için annesini feda edebiliyor. Biz ise Müslüman olarak doğduğumuz halde nelerimizi feda edemiyoruz? İlklerin sahibi Sa’d bin ebi Vakkas İlk Müslümanlardan. Ben Müslüman olduğumda İslam’ın üçte biriydim, diyor. Yaşarken cennete gireceğine dair garanti almış, aşerei mübeşşere dediğimiz ilk on sahabeden birisidir. Medine’ye ilk hicret edenlerden biridir. En son ölen muhacirdir. Müslümanlar hakkında ileri geri konuşan kâfire sinirlenip, kâfir kanı akıtan ilk sahabedir. Kâfirlere ilk oku atan sahabedir. Ashabı kiram arasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin elinde kılıçla çıktığı her yere çıkan tek sahabi Sa’d bin ebi Vakkas’tır. Hiçbir cihat hareketini kaçırmamıştır. Bakın Validemiz Ne Anlatıyor! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile aralarında ki muhabbet o kadar ilerliyor ki Aişe validemiz şöyle buyuruyor: Medine de, müşrikler saldırır mı saldırmaz mı diye endişeli bir gün. Ashabı kiram cihattan yeni dönmüşler ve çok yorgunlar. Efendimiz uyuyacağı sırada Aişe validemize: Aişe çok endişeliyim çağıracak kimse de yok, dostlardan biri gelse de beni beklese, demiş. Aradan bir müddet zaman geçtikten sonra kapı