DOKUN
Sa’d bin
ebi Vakkas
tanışıyor.
Abdullah Yusuf Arslan
B
ir insan düşününüz ki; onu;
Allah övmüş, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem
onu sevdiğini söylemiş. Bu sevgi
akılları zorlayacak bir hale gelmiş.
Rasulullah’ın sağlığında yüz bin
civarında sahabe hayattaydı. Bu
kadar kişi Efendimiz sallallahu
aleyhi ve selleme, anam babam
sana feda olsun derken, Efendimiz
ise sadece bir kişi için bu cümleyi
kullanmıştı. Uhud savaşı esnasındayken Sa’d bin ebi Vakkas’a “At
ey Sa’d! Anam babam sana feda
olsun.” diyerek ona iltifatta bulundular.
Allah ve Resulünün razı olduğu insan, Sa’d.
Bizim Sa’d’ı övmemiz ona
hiçbir şey katmayacaktır. Çünkü
o zaten dünyadayken Allah Resulünden cennet garantisi alarak
ayrılmıştır. Bu cennet garantisini
sadece kuru kuruya “Seni çok seviyorum ya Rasulullah” demek ile
değil, bu söylediğini kalbiyle yaşayarak elde etmiştir. Birçok hizmette bulunmuş, Efendimizin vefatından sonra kırk beş sene yaşadığı
halde bu hizmetlerin hiç birinden
vazgeçmemiş hatta katlayarak devam ettirmeye çalışmıştır. Yani bizim övgümüze muhtaç değil Sa’d,
biz onu anlamaya muhtacız.
Sa’d bin ebi Vakkas on
yedi yaşındayken İslam ile
Annesini çok seven ve değer
veren bir delikanlı. Müslüman olduğunda annesi aşırı bir tepki göstererek “Eğer Muhammed’in dininden dönemezsen açlık grevine
başlarım.” demiş. Sa’d annesinin
bu sözüne kulak asmadan Efendimizin yanına gelmiş. Aradan üç
dört gün geçtikten sonra annesinin yanında bulunan komşuları
Sa’d’ın yanına gelerek; “Annen
sana söylediği sözü tuttu ve açlık
grevine başladı. Gelip baksan ve
konuşup ikna etsen iyi olur.” dediler. Sa’d annesinin yanına geldi
ve söylenenlerin doğru olduğunu
gördü. Annesi daha önce söylediği sözleri tekrarladı: “Eğer Muhammed’in dininden dönmezsen
açlıktan kendimi öldüreceğim.”
dedi. Sa’d bin ebi Vakkas’ın annesinin bu sözü üzerine verdiği cevap tüyler ürperticidir: “Ey anne,
şuan açlıktan sadece bir canın çıkacak, bin canın açlıktan çıkacak
olsa vallahi Muhammed’in davasından vazgeçmem.”
Bu sözü çok sevdiği annesine
söylediğinde fıkıh, hadis, siyer,
Kur’an ilimlerini tamamlayıp, hacca gitmiş gelmiş bir kişi değildi.
Sadece üç gün önce Müslüman
olmuş bir insandı. Dünyaya geldiğinde babası kulağına ezan okumamıştı ama Allah’a ve Resulüne
tabi olduğunda, kalbinde hiçbir
pürüz olmadan iman etmişti. Bu
noktadan kendimize birçok ders
çıkarmamız gerekiyor. Üç gün
önce Müslüman olmuş Sa’d dini
için annesini feda edebiliyor. Biz
ise Müslüman olarak doğduğumuz halde nelerimizi feda edemiyoruz?
İlklerin sahibi Sa’d bin ebi
Vakkas
İlk Müslümanlardan. Ben Müslüman olduğumda İslam’ın üçte
biriydim, diyor. Yaşarken cennete gireceğine dair garanti almış,
aşerei mübeşşere dediğimiz ilk on
sahabeden birisidir. Medine’ye ilk
hicret edenlerden biridir. En son
ölen muhacirdir. Müslümanlar
hakkında ileri geri konuşan kâfire sinirlenip, kâfir kanı akıtan ilk
sahabedir. Kâfirlere ilk oku atan
sahabedir. Ashabı kiram arasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellemin elinde kılıçla çıktığı her
yere çıkan tek sahabi Sa’d bin ebi
Vakkas’tır. Hiçbir cihat hareketini
kaçırmamıştır.
Bakın Validemiz Ne Anlatıyor!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem ile aralarında ki muhabbet
o kadar ilerliyor ki Aişe validemiz
şöyle buyuruyor:
Medine de, müşrikler saldırır
mı saldırmaz mı diye endişeli bir
gün. Ashabı kiram cihattan yeni
dönmüşler ve çok yorgunlar.
Efendimiz uyuyacağı sırada Aişe
validemize: Aişe çok endişeliyim
çağıracak kimse de yok, dostlardan biri gelse de beni beklese,
demiş. Aradan bir müddet zaman
geçtikten sonra kapı