Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Página 59

Burak Yılmaz Dervişin biri dedi ki: "Ben rüyamda Hızır'ı görenleri gördüm. Onlara: "Helal olan, hiçbir vebali bulunmayan rızkı nereden ve nasıl elde edeyim?" dedim. Beni aldılar dağlara götürdüler. Dağlardaki ormanda ybani meyve ağaçlarını silktiler. Ve dediler ki: "Allah bu meyveleri bizim himmetimizle senin için tatlılaştırdı. Haydi, rahat rahat yemene bak. Tertemiz, helal, hesabı da yok. Baş ağrısı da yapmaz. Taşıma sıkıntısı olmadan, yukarı aşağı koşmadan, çalışmadan elde edilen bir rızık." O rızıkları yiyince, sözlerimde öyle bir feyz, öyle bir tesir hasıl oldu ki, kalbimden hikmet menbaları kaynadı, sözlerimin verdiği zevk, akılları hayran bırakmaya başladı. "Ey alemlerin Rabbi" dedim. "Bu bir imtihan, sen bana bütün halktan gizli bir ihsanda bulun." Bu niyaz üzerine, güzel, arifane söz söyleme kabiliyeti benden gitti. Onun yerine hoş bir gönül elde ettim. Öyle manevi zevkler duydum ki, bu zevklerin tesiri ile nar gibi çatladım, yarıldım. Dedim ki: "Cennette benim şu içimde duyduğum sevinçten başka bir şey yoksa bile bana başka bir nimet arzusu gelmezdi. Bende bu zevki bırakıp cevizin, şeker kamışının tadına dalmazdım.“ Kazancımdan elde ettiğim paradan bir kaç altın kalmıştı, onları sımsıkı cübbemin yenine dikmiştim. O esnada fakir bir kişi, odun yüklenmiş olarak, yorgun argın bir halde ormandan çıkageldi. Kendi kendime dedim ki: "Ben rızık peşinde koşmaktan kurtulmuşum, bundan sonra, bana rızık için gam yemek yoktur. Allah'ın lütfuyla, onu bunu tiksindiren yabani meyveler, bana hoş gelmektedir. Sanki bana özel bir rızık kapısı açıldı. Ben mademki karın doyurma derdinden kurtuldum. Cübbemin yenine diktiğim şu birkaç altını bu fakire vereyim. 59