Burak Yılmaz
Dervişin biri dedi ki: "Ben rüyamda Hızır'ı
görenleri gördüm. Onlara: "Helal olan,
hiçbir vebali bulunmayan rızkı nereden
ve nasıl elde edeyim?" dedim. Beni
aldılar dağlara götürdüler. Dağlardaki
ormanda ybani meyve ağaçlarını silktiler.
Ve dediler ki: "Allah bu meyveleri bizim
himmetimizle senin için tatlılaştırdı.
Haydi, rahat rahat yemene bak. Tertemiz,
helal, hesabı da yok. Baş ağrısı da
yapmaz. Taşıma sıkıntısı olmadan, yukarı
aşağı koşmadan, çalışmadan elde edilen
bir rızık." O rızıkları yiyince, sözlerimde
öyle bir feyz, öyle bir tesir hasıl oldu ki,
kalbimden hikmet menbaları kaynadı,
sözlerimin verdiği zevk, akılları hayran
bırakmaya başladı. "Ey alemlerin Rabbi"
dedim. "Bu bir imtihan, sen bana bütün
halktan gizli bir ihsanda bulun." Bu niyaz
üzerine, güzel, arifane söz söyleme
kabiliyeti benden gitti. Onun yerine hoş
bir gönül elde ettim. Öyle manevi zevkler
duydum ki, bu zevklerin tesiri ile nar gibi
çatladım, yarıldım. Dedim ki: "Cennette
benim şu içimde duyduğum sevinçten
başka bir şey yoksa bile bana başka bir
nimet arzusu gelmezdi. Bende bu zevki
bırakıp cevizin, şeker kamışının tadına
dalmazdım.“
Kazancımdan elde ettiğim paradan bir
kaç altın kalmıştı, onları sımsıkı cübbemin
yenine dikmiştim. O esnada fakir bir kişi,
odun yüklenmiş olarak, yorgun argın bir
halde ormandan çıkageldi. Kendi
kendime dedim ki: "Ben rızık peşinde
koşmaktan kurtulmuşum, bundan sonra,
bana rızık için gam yemek yoktur. Allah'ın
lütfuyla, onu bunu tiksindiren yabani
meyveler, bana hoş gelmektedir. Sanki
bana özel bir rızık kapısı açıldı. Ben
mademki karın doyurma derdinden
kurtuldum. Cübbemin yenine diktiğim şu
birkaç altını bu fakire vereyim.
59