Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 55

Büyük bir torbası vardı. İçinden bir polis copu çıktı. Sonra bir poşet kuruyemiş çıkardı. Sonrasında ise bir gazete küpüründe fotoğrafları bulunan 2-3 emniyet mensubunu gösteriyordu. Adam bizimle konuşmak için yanımıza yaklaştı ve: “Selâmün aleyküm” dedi. “Ve aleyküm selâm” dedik. Adam başladı konuşmaya… Emniyette “Selami Komiser” isminde biri varmış, ondan bahsetmeye çalıştı ama hızlı konuştuğu için neler dediğini çok anlayamamıştım. Sonra babamı, birisi çağırmıştı, onların yanına gitti. Ben adamla kalmıştım. Adam bana polislerden, âmirlerden, komiserlerden bahsetmeye başladı. Bazı kelimelerini seçebiliyordum. Belki de o güvenlik görevlisi üniformasını, polisleri çok sevdiğinden vermişlerdi garibe… ‘Bu polis kıyafeti, sen de polis oldun’ diye, masum gönlünü eğlediler, kim bilir… O hızlı hızlı konuşa dursun… Zihnimde hâlen, babamla yolda konuştuğumuz konu vardı. “Her geleni Hızır bilmek…” İçim ferahtı… Zîra bu vatanın delileri, velilerdendi. Beni düşüncelerimden, adamın torbasından çıkardıkları ayırdı. Meczub, torbasından bir defter, bir kalem çıkardı. Ben defteri, kalemi görünce hem şaşırdım hem meraklandım. Zirâ ilk defa, bir meczubun elinde defter, kalem görüyordum. Dahası kalemi, defteri bana uzatıyordu. Hayret ki hayret! “Buraya adını yaz, selâm yaz, tarihi ve imzanı at” dedi. ‘Allah Allah; kime rast geldik bilemedim’ diye mırıldanarak adımı yazdım. ‘Selâm’ yazdım. O günün tarihini ve imzamı attım. Bir sürü dua ederek yanımdan ayrılacaktı ki: ‘Bir daha ne zaman geleceksiniz? Öğleden sonra da gelir misiniz?’ diye sordu. Daha biz Cevaplarımızı almadan yanımızdan uzaklaşmaya başladı… O gün bir deftere yazıldık ama hayır defterine mi, şer defterine mi bilemedim… Ama bir yandan da gönlüm ferahtı… Zîra; bu vatanın delileri, velilerdendi. *** O meczubu gördüğümün üzerinden 2 gün geçmişti ve hâlen merâk ediyordum yazıldığım defteri… 55