Büyük bir torbası vardı. İçinden bir polis copu çıktı.
Sonra bir poşet kuruyemiş çıkardı. Sonrasında ise bir
gazete küpüründe fotoğrafları bulunan 2-3 emniyet
mensubunu gösteriyordu. Adam bizimle konuşmak
için yanımıza yaklaştı ve: “Selâmün aleyküm” dedi.
“Ve aleyküm selâm” dedik. Adam başladı
konuşmaya… Emniyette “Selami Komiser” isminde
biri varmış, ondan bahsetmeye çalıştı ama hızlı
konuştuğu için neler dediğini çok anlayamamıştım.
Sonra babamı, birisi çağırmıştı, onların yanına gitti. Ben adamla kalmıştım. Adam bana
polislerden, âmirlerden, komiserlerden bahsetmeye başladı. Bazı kelimelerini
seçebiliyordum. Belki de o güvenlik görevlisi üniformasını, polisleri çok sevdiğinden
vermişlerdi garibe… ‘Bu polis kıyafeti, sen de polis oldun’ diye, masum gönlünü eğlediler,
kim bilir… O hızlı hızlı konuşa dursun… Zihnimde hâlen, babamla yolda konuştuğumuz konu
vardı. “Her geleni Hızır bilmek…”
İçim ferahtı… Zîra bu vatanın delileri, velilerdendi. Beni düşüncelerimden, adamın
torbasından çıkardıkları ayırdı. Meczub, torbasından bir defter, bir kalem çıkardı. Ben
defteri, kalemi görünce hem şaşırdım hem meraklandım. Zirâ ilk defa, bir meczubun elinde
defter, kalem görüyordum. Dahası kalemi, defteri bana uzatıyordu. Hayret ki hayret!
“Buraya
adını
yaz,
selâm
yaz,
tarihi
ve
imzanı
at”
dedi.
‘Allah Allah; kime rast geldik bilemedim’ diye mırıldanarak adımı yazdım. ‘Selâm’ yazdım. O
günün tarihini ve imzamı attım. Bir sürü dua ederek yanımdan ayrılacaktı ki: ‘Bir daha ne
zaman geleceksiniz? Öğleden sonra da gelir misiniz?’ diye sordu. Daha biz Cevaplarımızı
almadan yanımızdan uzaklaşmaya başladı…
O gün bir deftere yazıldık ama hayır defterine mi, şer defterine mi bilemedim… Ama bir
yandan da gönlüm ferahtı… Zîra; bu vatanın delileri, velilerdendi.
***
O meczubu gördüğümün üzerinden 2 gün geçmişti ve hâlen merâk ediyordum yazıldığım
defteri…
55