Tahir Ceyhun Yıldız
Babamla çarşıya inmiştik.
Babam köyde yaşadığı için şehre ara sıra
gelir, geldiğinde de köyle ilgili bütün
işlerini görür, öyle köye dönerdi. Biz de
işte bu sebeple çarşıya inmiştik. Hava ne
soğuk ne sıcak... Sıcak desen üşürsün,
soğuk desen sıcaklarsın... Öyle girift bir
hava...
Babam, atam… Her dem mesafe vardır
aramızda…
Konuşsa
konuşurum;
konuşmasa ben de konuşamam… Bakışı
hikmet, duruşu hikmet gibi gelir her-
dem… Babamla çarşıda işimizi halletmek
için bir dükkânın önüne geldiğimizde
yanımıza halk arasında ‘meczub’ diye
tabir edilen insanlardan biri geldi. Adam
yanımıza gelince, biz, önce babamla göz
göze geldik. Çünkü buradan önce
uğradığımız yerde de “Falanca yere
gideceğim, 15 TL paraya ihtiyâcım var”
diyen ve kıyafetinden garibân olduğu
anlaşılan bir adam gelmişti. Adamın eline
birkaç lira sıkıştırınca, bizim yanımızdan
uzaklaştı. Oradan dönerken babamla
aramızda şu muhabbet geçmişti:
“Baba, ben böyle adamlar gelince
dayanamıyorum. Hep aklıma: “Her geleni
Hızır, her geceyi Kadir bil” sözü geliyor”
dedim.
Babam
da:
“Ver oğlum. Verince bir şey eksilmez.
Kime, ne kadar verdiğin önemli değildir,
istenince verip vermediğin önemlidir.”
demişti. Çok değil; 10 dakika önce
yaptığımız bu sohbetin üzerine böyle bir
insanın
gelmesi
biraz
tüylerimi
ürpertmişti.
İster
istemez,
yolda
yaptığımız muhabbet geldi aklıma... Bu
meczubun hâli farklıydı. Her gelen bir
kıyafet vermiş olsa gerek ki; üstünde
güvenlik görevlisi üniforması vardı. Her
gördüğüne selâm veriyor, herkesle
muhabbet etmek istiyordu. Çok hızlı
konuşuyordu. Bundan dolayı adamın
dediklerinin çoğunu anlayamadım.
54