Minnettarlığını o zatın huzuruna gelip Fatihalar okuyarak göstermek çok iyi geliyor
insana. Ve Söğüt. Burada, Ertuğrul Gazi, “nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini
unutmayasın” sözüyle karşılıyor insanları sanki. Neler yok ki burada. Çifte Minareli
Hamidiye Cami, Kaymakam Said Bey Çeşmesi, Çelebi Cami ve Ertuğrul Gazi Camisi nam-ı
değer Kuyulu Mescit… Her biri selam durulması gereken yapılardan. Çünkü biliyorum ki
“Atalarımız inşa etmiyorlardı, ibadet ediyorlardı.” O hisle bakıyorsun inşa edilmiş her
şeye.
Buraya gelip de Ertuğrul Gazi’nin huzuruna gelmek olmaz mı? Giriş kapısının sağında
hanımı Halime Hatun gelenleri içeri buyur ediyor sanki. Türbeye doğru ilerlerken
yoldaşlarının kabirlerine de dualar göndermek nasip oluyor. Osman Bey tarafından açık
mezar olarak yapılan kabirler Çelebi Mehmet döneminde türbe yapılarak kapatılmış III.
Mustafa döneminde de kubbe eklenerek II. Abdülhamid zamanında da bugünkü
görünümüne kavuşmuş. Burada dualar yalnızca Ertuğrul Gazi’ye değil ismini geçirdiğim
tüm isimlere ediliyor.
Her şeyin bir sonu vardır. Dönüş yoluna çıkmadan önce en son Dursun Fakih’e de bir
uğramak gerekir belki. Osmanlı’nın ilk şeyhülislamının huzuruna varıp ona da dualar
uğurlamanın manevi hazzına da varmak gerekir. O hazla dolan bir gönülle dönüş
gerçekleşir böylece.
Dönüşle beraber, ruhun hissettiği huzurun her yanınızı sardığına şahit oluyorsunuz.
Çünkü anlıyorsunuz ki ruh aşina olduğu ruha kavuşmuştur bedenin eşliğinde. Sizi saran o
huzurun sebebi budur işte; ruhunuzun sizden önce bilip sevdiği yerleri artık sizin de bilip
sevmenizdir. Naçizane tavsiyem Osmanlı coğrafyasına bir yolculuğa çıkıp, Osmanlı
yadigârı olan Bilecik’i bilin, sevin. Bilmek için yola çıkarsanız Bilecik’e vardığınızda
maneviyat kokulu çaylarından da için, - burada Necip Fazıl’ın dediği gibi “ilaç kokulu
çaylar” yok yalnızca- kimin huzurunda ve huzuruyla içmek isterseniz… - Şeyh Edebali
olabilir mesela -
48