Sonrasında tarihimizdeki 1071 Malazgirt
Zaferi’nin ve 1299’daki Osmanlı
Devleti’nin kuruluşu açısından Bilecik’in
konumunu hepimiz az çok biliyoruz.
Bazen bilmek yeterli olmaz tek başına.
İnsanın bildiğiyle hemhal olması gerekir.
Hemhal olmak için de yollara düşmek
gerekir. Benim yolum düştü bir
keresinde o ecdat topraklarına. İyi ki
düşmüş diyorum şimdi. Çünkü kendimi
orada
ecdatla
hemhal
olmuş
bulmuştum. Herkesin yolunun düşmesi
gereken yerlerden biri Bilecik. Yollar
oraya çıksın ki bir nakkaş misali işlenen
bir
medeniyetin
köklerindeki
maneviyatla ruhlar da işlensin huzurla.
Emin olun ki o huzur buluyor sizi orada.
Eğer, yola çıkarsanız ilk olarak Emirler
Mahallesi’ne
uğrayın.
–Osmanlı
Bilecik’ine yani- Uğrayın ki her milletin
bizler gibi olmadığını görün. Osmanlı
işgal ettiği yerleri ihya ederken, başka
milletler işgal ettiği yerleri yakıp yıkıyor.
Burası da öyle olmuş, yakılmış, yıkılmış.
Yunanlılar koskoca mahalleden geriye
külahları kırık birkaç minare, bir hamam,
mescit, imaret… bırakmış.
“Geriye kalanları yeniden inşa etmeye
mecbur bırakılan bir nesil onların
inşasını elbet yapar da ecdadın
yaptıklarına benzer mi acaba” diye bir
sual edesi geliyor insanın burada.
Suallerle beraber zihinler eskiye gidiyor
ayrıca. Eskilerden birini de yâd etmek
elzem oluyor. O biri ki izini Bilecik
sokaklarında
da
bulduruyor.
II.
Abdülhamid Han kendini bu şehirde de
hissettiriyor. 1905 yılında yaptırılan
belediye binası ve 1902’de 25.cülus
sebebiyle yaptırdığı saat kulesini
görünce Fatihaları uğurlamak geliyor
insanın içinden. Ve yine onun elinin
değdiği bir başka yapıdan daha
bahsetmek istiyorum. Son şeklini II.
Abdülhamid zamanında alan, kayalar
üzerinde şehre hâkim bir yamaçta inşa
edilen Orhan Gazi Camii. Buradan
şehrin bahsettiğim yerlerini temaşa
etmek mümkün ve oldukça güzel. Ve
yine buradan da yüksek bir tepede
türbesi inşa edilen Şeyh Edebali’yi
ziyaret etmek de fazlasıyla güzel.
Minnet güzelliktir çünkü.
47