Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 47

Sonrasında tarihimizdeki 1071 Malazgirt Zaferi’nin ve 1299’daki Osmanlı Devleti’nin kuruluşu açısından Bilecik’in konumunu hepimiz az çok biliyoruz. Bazen bilmek yeterli olmaz tek başına. İnsanın bildiğiyle hemhal olması gerekir. Hemhal olmak için de yollara düşmek gerekir. Benim yolum düştü bir keresinde o ecdat topraklarına. İyi ki düşmüş diyorum şimdi. Çünkü kendimi orada ecdatla hemhal olmuş bulmuştum. Herkesin yolunun düşmesi gereken yerlerden biri Bilecik. Yollar oraya çıksın ki bir nakkaş misali işlenen bir medeniyetin köklerindeki maneviyatla ruhlar da işlensin huzurla. Emin olun ki o huzur buluyor sizi orada. Eğer, yola çıkarsanız ilk olarak Emirler Mahallesi’ne uğrayın. –Osmanlı Bilecik’ine yani- Uğrayın ki her milletin bizler gibi olmadığını görün. Osmanlı işgal ettiği yerleri ihya ederken, başka milletler işgal ettiği yerleri yakıp yıkıyor. Burası da öyle olmuş, yakılmış, yıkılmış. Yunanlılar koskoca mahalleden geriye külahları kırık birkaç minare, bir hamam, mescit, imaret… bırakmış. “Geriye kalanları yeniden inşa etmeye mecbur bırakılan bir nesil onların inşasını elbet yapar da ecdadın yaptıklarına benzer mi acaba” diye bir sual edesi geliyor insanın burada. Suallerle beraber zihinler eskiye gidiyor ayrıca. Eskilerden birini de yâd etmek elzem oluyor. O biri ki izini Bilecik sokaklarında da bulduruyor. II. Abdülhamid Han kendini bu şehirde de hissettiriyor. 1905 yılında yaptırılan belediye binası ve 1902’de 25.cülus sebebiyle yaptırdığı saat kulesini görünce Fatihaları uğurlamak geliyor insanın içinden. Ve yine onun elinin değdiği bir başka yapıdan daha bahsetmek istiyorum. Son şeklini II. Abdülhamid zamanında alan, kayalar üzerinde şehre hâkim bir yamaçta inşa edilen Orhan Gazi Camii. Buradan şehrin bahsettiğim yerlerini temaşa etmek mümkün ve oldukça güzel. Ve yine buradan da yüksek bir tepede türbesi inşa edilen Şeyh Edebali’yi ziyaret etmek de fazlasıyla güzel. Minnet güzelliktir çünkü. 47