Hamide Akkaya
“Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine”
sözü hatırıma geldiği vakit, ruhuma aşina
olanları düşünürüm. Bu düşünme halinin
var olması bile huzur verir ruhuma ve
bana. Hatta daha başka şeyleri de
sorgulamaya başlarım: “Her şehrin bir
ruhu vardır” da derler. Eğer öyleyse
ruhumun aşina olduğu ruh bir şehre ait
olabilir mi diye bir soru da gelir aklıma.
Bu soru ve sorgulamalarla zihnim
meşgulken huzurum katlanır da katlanır.
Hele ki sorunun cevaplarıyla gelen
huzur… O huzur, çok başka, bambaşka bir
hale dönüşür. Çok şehir var öyle; beni ve
ruhumu huzura gark eden ve ruhumun
benden önce bildiği, aşina olup sevdiği…
İşte onlardan birisidir Bilecik. Bilecik’in
bir ruhu var gibi gelir bana. O ruh ki nice
şehirlerde olan ruhtan daha kıymetlidir
ayrıca benim nazarımda. Çünkü bir
doğuşun nüvelerini taşır karış karış
toprağında. O doğuş ki, doğup büyürken
o topraklarda, izlerini ve köklerini
emanet bırakmıştır her karışına. Bunu
bilip, bunu hissederek –Osmanlı’yı
hissederek- Bilecik’te arşınlamak yolları,
sanki
ecdadın
manevi
huzurunu
arşınlamak gibi gelir insana. Ecdat
topraklarındandır Bilecik velhasıl. İşte o
yüzden karış karış gezerseniz Bilecik’i,
ecdat havasını solumuş olursunuz her
karışında.
Belki de kim bilir, bu yüzden birçok ruh
aşinadır bu şehrin ruhuna. Henüz
bilmese de, anlamasa da. Bildirmek ve
anlatmak maksadıyla naçizane birkaç
kelam etmek isterim Bilecik hakkında.
Bilecik’in kuruluşu M. Ö. 3000 yılına
dayanmaktadır.
Doğu
Roma
İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden
olan ve eski zamanın Bitinya bölgesinde
bulunan Bilecik, Agrilion ve Belekoma
olarak isimlendirilmekteydi.
46