Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 46

Hamide Akkaya “Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine” sözü hatırıma geldiği vakit, ruhuma aşina olanları düşünürüm. Bu düşünme halinin var olması bile huzur verir ruhuma ve bana. Hatta daha başka şeyleri de sorgulamaya başlarım: “Her şehrin bir ruhu vardır” da derler. Eğer öyleyse ruhumun aşina olduğu ruh bir şehre ait olabilir mi diye bir soru da gelir aklıma. Bu soru ve sorgulamalarla zihnim meşgulken huzurum katlanır da katlanır. Hele ki sorunun cevaplarıyla gelen huzur… O huzur, çok başka, bambaşka bir hale dönüşür. Çok şehir var öyle; beni ve ruhumu huzura gark eden ve ruhumun benden önce bildiği, aşina olup sevdiği… İşte onlardan birisidir Bilecik. Bilecik’in bir ruhu var gibi gelir bana. O ruh ki nice şehirlerde olan ruhtan daha kıymetlidir ayrıca benim nazarımda. Çünkü bir doğuşun nüvelerini taşır karış karış toprağında. O doğuş ki, doğup büyürken o topraklarda, izlerini ve köklerini emanet bırakmıştır her karışına. Bunu bilip, bunu hissederek –Osmanlı’yı hissederek- Bilecik’te arşınlamak yolları, sanki ecdadın manevi huzurunu arşınlamak gibi gelir insana. Ecdat topraklarındandır Bilecik velhasıl. İşte o yüzden karış karış gezerseniz Bilecik’i, ecdat havasını solumuş olursunuz her karışında. Belki de kim bilir, bu yüzden birçok ruh aşinadır bu şehrin ruhuna. Henüz bilmese de, anlamasa da. Bildirmek ve anlatmak maksadıyla naçizane birkaç kelam etmek isterim Bilecik hakkında. Bilecik’in kuruluşu M. Ö. 3000 yılına dayanmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden olan ve eski zamanın Bitinya bölgesinde bulunan Bilecik, Agrilion ve Belekoma olarak isimlendirilmekteydi. 46