Gerçi çeşme uzun zamandır köylüye zaten hizmet veriyordu ama şehirde itibarı azalan
Cemil vekilin yeni hizmete açılacak bir şey bulması gerekiyordu ki, vali bey imdadına
yetişti. Taşkesen köyünün çeşmesi üç yıl önce yapılmıştı ama halen “resmi açılış”
yapılmamıştı. Hayatında uğramadığı, oy dahi istemediği Taşkesen köyünün siyasi itibarını
iade edeceğini rüyasında bile görmesi mümkün olmayan Cemil vekil, kaderin garip
cilvesine sadece gülümsedi. Böylece Taşkesenliler de ilk kez Cemil vekili göreceklerdi.
Nam-ı dillere destandı ama kendisini gören bir Taşkesenli olmamıştı. Namazdan sonra
köylü, köyün hemen girişinde beklemeye başladı. Birazdan misafirler gelirdi. Beklediler,
beklediler, beklediler ama ne gelen vardı ne de giden. Taşkesenlilerde sabırdan çok ne
vardı. Köyde zaman boldu, sabır da zamanla bir arada koşup duruyordu. Köyün delisinin
sesi duyuldu, “Şehirde Cuma namazı geç kılınır”, köylü bu söze güldü tabi, niye Taşkesen
ülkenin bir ucunda, şehir dediğin de diğer ucunda mıydı?
Evet dedi deli, Köyle şehir arasındaki kilometre mesafesine bakarsanız yanılırsınız.
Köyümüz şehre yakın ama gönüllere çok uzak. İsterseniz bunu gelen heyetin yüreğine
sorun.
Deliden aklı başında bir laf çıkmıştı ama Taşkesenliler bunun üzerine kafa yoracak
durumda değildi ki, ufukta toz bulutu gözüktü. Henüz Cemil vekil köyü görmediğinden,
köyün yolunu asfalt yapmak da kimsenin aklına gelmemiş, tozu dumana katan konvoy
köye girmişti. Pata küte diye bütün araçların kapısı açıldı, selam duranlar, yol açanlar, yol
verenler, köylüyü itenler, Cemil vekil ve vali beyi sağ salim tören alanına kavuşturdu. Gerçi
bu arada birkaç köylü ezilme tehlikesi geçirdi ama bunun lafı dahi edilmezdi.
Konvoyda vali, Cemil vekil ve bürokratların dışında iki de gazeteci vardı. Gerçi hiçbir
gazetede imzaları çıkmazdı, ama bütün gazetelerde haberleri manşetten verilirdi. Bunlar
valinin ve Cemil vekilin basınıydı. Bunların görevi, onlara olan sevgi selini resimlemek ve
bunu gazetelere servis etmekti. Bunun için canlarını hiçe sayıyor, alttan çekiyor, üstten
çekiyor, yandan çekiyorlardı. Çekilir gibi değilse de çekiyorlardı. Bazen de kurguyla güzel
kareler yakalıyorlardı. Valinin ve Cemil vekilin basını, bu gece servis edecekleri metnin
yarın gazetelerde manşetten veriliş şeklini bile biliyorlardı; Vali ve Cemil vekile
Taşkesen’den sevgi seli. Sonra bu manşetler makasla bir güzel kesilecek, dosyalanacak ve
başkentte yeni koltukların döşenmesine katkı sağlayacaktı. Çünkü bu sel, aynı zamanda
Cemil vekilin itibarı, valinin de koltuğunun sağlama alınmasıydı. Cemil vekille birlikte
Taşkesen’e gelen bütün bürokratların da koltuğunun yere sağlam vidayla vidalanmasıydı.
Bu tablo ve bu tablonun gazetelere yansıması, kimleri kurtarıyordu, kimleri. Bunu bir tek
Taşkesenliler bilmiyordu… Onlar bilmese de, çeşmenin başında kurulan sofraya yemekler
dizilmiş, platform haline getirilen yerde ise ses düzeni alınmıştı.
41