İmam da biliyordu ki, köyde egemen güç kimse ağa
da oydu, paşa da oydu, muhtar zaten oydu. Köyün
ağası olan Hasan efendinin babası da ağaydı, dedesi
de, onun dedesi de. Padişahlık gibi babadan oğula
geçen bir şeydi bu ağalık denen şey. Hani köyün
tamamına yakını o ailenin olunca ağalık da
kaçınılmaz, paşalık da kaçınılmaz, muhtarlık zaten
kaçınılmaz.
Köyde iki sınıf insan vardı; ağa ve diğerleri… Sadece “ağa” kısmına aile efradı da girerdi.
Hısım akraba girmezdi, çünkü zaten köyün hepsi bir birine uzak-yakın akrabaydı. Ağa aynı
zamanda muhtar olunca zaman zaman şehre giderdi. Kaymakamlıkta, bazen valilikte, bazen
belediyede, bazen jandarmada toplantı olurdu. Ağa da köyü temsilen orada bulunur, her bir
şeye kendisi karar verirdi. Zaten kendisi demek, köy demekti, köyde yaşayanlar demekti, iti
demekti, koyunu demekti, ineği demekti, bağları demekti, bahçeleri demekti. Yani ağa
demek, köyün altı demekti, üstü demekti, her bir şeyi demekti.
Ama ağaya bir haller oldu. Üç gündür odasından çıkmadı. Çıktığı bir tuvalet, bir de kapının
önüne konan yemeği almak için kolunu uzatmasıydı. Hepsi buydu ve tek kelime ettiği yoktu.
Sadece odaya girerken kâhyasına çeşitli talimatlar vermiş, o da hemen bu emri uygulamaya
koyulmuştu. Cuma günü namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, kazanlar
kaynayacak, yemekler yapılacaktı. Bunu dediğinde günlerden pazartesiydi. Şehirden yeni
dönmüş, akşamın karanlığı köyün yabanına düşmüştü. Salı, Çarşamba, Perşembe derken
Cuma günü geldi çattı. Kâhyanın hazırlıkları tamamdı ama ortada muhtar yoktu, yani ağa
yoktu, yani paşa yoktu, yani gücü elinde bulunduran adam yoktu.
Evdeki endişeli bekleyiş Cuma namazına kadar sürdü. Nihayet namazdan hemen önce ağa
kapıda göründü ama tek kelime etmedi. Abdestini alıp, camiye yöneldi. Köy ahalisi camide
ağayı kanlı canlı görünce derin bir nefes aldılar; güç yerindeydi ve gücü elinde bulunduran
hem canlıydı hem de kanlı, üstelik aklı da yerindeydi ki, camiye kadar gelebilmişti. Kâhya
ağanın emrini imam efendiye de ulaştırmış, imam hutbeden hemen sonra köy ahalisine
duyuru yapmıştı. Namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, köyün çeşmesini
hizmete açacaklardı. Bu nedenle köylü orada olmalıydı, yemekler de orada yenilecekti. Ama
önce misafirler yiyecekti, bu çok önemliydi. Önemli misafirlerin içinde vali beyin olma
ihtimali de kuvvetle muhtemeldi ki, ona göre kendilerine çeki düzen verilsin. Köye hayat
veren Taşkesen’in çeşmesi bugün açılacaktı, köye, köylüye, köyün hayvanlarına, itine,
koyununa, kuzusuna, ineğine hizmet verecekti.
40