Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Seite 40

İmam da biliyordu ki, köyde egemen güç kimse ağa da oydu, paşa da oydu, muhtar zaten oydu. Köyün ağası olan Hasan efendinin babası da ağaydı, dedesi de, onun dedesi de. Padişahlık gibi babadan oğula geçen bir şeydi bu ağalık denen şey. Hani köyün tamamına yakını o ailenin olunca ağalık da kaçınılmaz, paşalık da kaçınılmaz, muhtarlık zaten kaçınılmaz. Köyde iki sınıf insan vardı; ağa ve diğerleri… Sadece “ağa” kısmına aile efradı da girerdi. Hısım akraba girmezdi, çünkü zaten köyün hepsi bir birine uzak-yakın akrabaydı. Ağa aynı zamanda muhtar olunca zaman zaman şehre giderdi. Kaymakamlıkta, bazen valilikte, bazen belediyede, bazen jandarmada toplantı olurdu. Ağa da köyü temsilen orada bulunur, her bir şeye kendisi karar verirdi. Zaten kendisi demek, köy demekti, köyde yaşayanlar demekti, iti demekti, koyunu demekti, ineği demekti, bağları demekti, bahçeleri demekti. Yani ağa demek, köyün altı demekti, üstü demekti, her bir şeyi demekti. Ama ağaya bir haller oldu. Üç gündür odasından çıkmadı. Çıktığı bir tuvalet, bir de kapının önüne konan yemeği almak için kolunu uzatmasıydı. Hepsi buydu ve tek kelime ettiği yoktu. Sadece odaya girerken kâhyasına çeşitli talimatlar vermiş, o da hemen bu emri uygulamaya koyulmuştu. Cuma günü namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, kazanlar kaynayacak, yemekler yapılacaktı. Bunu dediğinde günlerden pazartesiydi. Şehirden yeni dönmüş, akşamın karanlığı köyün yabanına düşmüştü. Salı, Çarşamba, Perşembe derken Cuma günü geldi çattı. Kâhyanın hazırlıkları tamamdı ama ortada muhtar yoktu, yani ağa yoktu, yani paşa yoktu, yani gücü elinde bulunduran adam yoktu. Evdeki endişeli bekleyiş Cuma namazına kadar sürdü. Nihayet namazdan hemen önce ağa kapıda göründü ama tek kelime etmedi. Abdestini alıp, camiye yöneldi. Köy ahalisi camide ağayı kanlı canlı görünce derin bir nefes aldılar; güç yerindeydi ve gücü elinde bulunduran hem canlıydı hem de kanlı, üstelik aklı da yerindeydi ki, camiye kadar gelebilmişti. Kâhya ağanın emrini imam efendiye de ulaştırmış, imam hutbeden hemen sonra köy ahalisine duyuru yapmıştı. Namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, köyün çeşmesini hizmete açacaklardı. Bu nedenle köylü orada olmalıydı, yemekler de orada yenilecekti. Ama önce misafirler yiyecekti, bu çok önemliydi. Önemli misafirlerin içinde vali beyin olma ihtimali de kuvvetle muhtemeldi ki, ona göre kendilerine çeki düzen verilsin. Köye hayat veren Taşkesen’in çeşmesi bugün açılacaktı, köye, köylüye, köyün hayvanlarına, itine, koyununa, kuzusuna, ineğine hizmet verecekti. 40