Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Seite 38

Başkalarına değil de elimizdeki nimetlere dönüp bir bakabilsek ve şükretmeye başladıkça şükredecek şeylerimizin çoğaldığını bir görebilsek... Ben susayım ve Nouman Ali Khan konuşsun isterseniz: “İnanan bir insan bilir ki Allah ona ne verdiyse, masaya hangi yemeği koyduysa, ona hangi işi bulduysa, ne ile meşgul ettiyse bu "kendisi" için en iyisidir ve onun tam olarak bunları ihtiyacı vardır." Ne kadar haklı bir tespit değil mi? Peki başlangıçta sorduğum "İnsan ne ile mutlu olur?" sorusuna geri dönelim o hâlde. Tabi ki en başta olmayanların değil elimizde var olanların farkına varıp verilmeyenlere üzülmek yerine verilenlere şükredeceğiz. Unutmayalım ki insan şükredebildiği kadar zengindir. Aslolan bize lütfedilenleri sevgimizle, ilgimizle, inancımızla, başkalarıyla paylaşarak güzelleştirip iyileştirmek, çoğaltıp büyütmek değil mi? Peki mutluluğu biz nerede arıyoruz? Mutluluk gözümüzün önünde aslında. Evde sıcak yemeği ile kapıda bizi karşılayan annemizin gözlerinde, o yoksa sabah erken kalktığımız bereketli bir günde, dostumuzla birlikte içtiğimiz bir keyif kahvesinde, bir dilenciye dair verdiğiniz sadakanın sizi koruduğuna dair olan inancınızda, yağmur damlalarında ve buram buram toprak kokusunda, eşinizin ya da bir arkadaşınızın hiç okumadığınız bir kitabı size hediye edişinde, evladınızın çıkan ilk dişinde, yılın yağan ilk kar tanesinde, son dakika yetiştiğiniz vapurda, yazın kavurucu sıcağında tuttuğunuz orucu açarken içtiğiniz o ilk yudum suda, soğuk kış aylarından sonra ilk kez gördüğünüz açan bir çiçekte, nisan ayında yüzümüze çarpan ılık bir rüzgarda... Sahi biz nerede aradık bunca yıl? Şarkı da dediği gibi "İhtiyacımız olan ince bel utangaç iki bardak, bir de hafif hafif kaynayan bakır bir çaydanlıkmış." aslında bütün mesele bu... Hayat rengarenk pencerelerle kaplı kocaman bir ev. Tek bir pencereye takılıp kalmasak mı? 38