Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 37

Tıpkı evden çıkarken portmantodaki paltosunu usulca yerinden alır gibi bir gülümseyiş takınması, mutlu anların fotoğrafları bize o insanların hayatlarının dört dörtlük olduğunu ve pürüzsüz bir hayata sahip olduklarını zannettirmesin. Peki ya sahip olduklarımız? Onların farkında mıyız acaba? Şöyle bir durup düşündüğümüz zaman aslında farkına varmadığımız, kıymetini bilmediğimiz nice şeylere sahibiz. Her şeyden önce Müslüman bir anne babaya sahip geldik dünyaya. Dünyada Müslümanlığın ne demek olduğunu bilmeyen, onu tatmayan bunlarca insan varken... En basitinden çoğu zaman farkında olmadan aldığımız bir nefesimiz var. Bir nefes için ömür boyunca makineye bağlı olanlar varken. Ve daha nice şey... Bu konuda Bekir Develi'nin kaleme aldığı şu satırlar aslında konuyu kadar iyi özetliyor ki: "Bir eczaneye girdiğinizde ismini ilk kez duyduğumuz ve neye iyi geldiği hakkında bir fikrimizin olmadığı her ilaç için defalarca şükredeceğiz Allah'a. O ilaçların çoğunu ezbere bilen hastalar var bu dünyada. Nice hastalıklarla imtihan olanlar var." Kainatın sırrı şükürde galiba. Ne dersiniz? Değiştiremediğimiz şeyler için sorduğumuz "Neden, niye?" soruları o kadar tehlikeli ki.. İnsanı dibe çeker, bizi memnuniyetsizleştirir, inancımızı zayıflatır. Biz Y kuşağı çabasız mükâfata o kadar alışkınız ki en ufak bir olumsuzluğa tahammülümüz yok. Bazen eksikler mükafat, hasret kaldıklarımız armağan olarak sunuluyor ama biz bunu ne yazık ki fark edemiyoruz. Kuluz ve hatta üzerine kurulu olduğumuzu çoğu zaman unutup hatalara, eksikliklere takılı kalıyoruz ve tamamlananları göremiyoruz ne yazık ki... Bizden daha iyi bir işi olana, daha güzel olana, daha çok para kazanana, daha iyi yaşam şartlarına sahip olana gıpta ile haset ile bakarsak bunların her birinde en iyileri, en güzelleri, en üstünleri de bize nasip olsa yine mutlu olamayacağız. Çünkü istemenin de lüksün de sonu yok. En basitinden hiç arabamız yokken ayağımızı yerden kesecek bir arabam olsun yeter deriz ama bir arabaya sahip olunca bilmem ne markanın şu modeli daha konforluymuş, onun şusu da varmış, bu daha güzelmiş deyip duruyoruz. Nefsimiz hiç doymak bilmiyor. Gözümüz elimizdekilerde değil sahip olamadıklarımızda kalıyor hep. Ne acı... Ankebut 62. ayette "Allah kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir." der. 37