Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 36

Arzu Gülsoy İnsanda öyle bir duygu vardır ki yaşamı boyunca onun en çok imtihan edildiği, en çok açlığını hissettiği bu duygu; tatmin olma duygusudur. Dünya yaşamını sadece maddiyata, eşyaya, paraya ve zevklerine bağımlı olarak sürdürüp sonu bitmek bilmeyen isteklerle sonu olmayan ihtiyaçlar doğrultusunda yaşamaya yöneliriz. Bu durumda karşımıza çıkan en can alıcı soru şu oluyor haliyle: "İnsan ne ile mutlu olur?“ Kaçımız sahip olduğumuz şeylerin farkındayız sizce? Bahsettiğim şey elimizdekilerin kıymetini bilmek falan değil. Nelere ne şekilde sahip olduğumuzu net ve kesin bir şekilde biliyor muyuz? Hayatı gözlerimizi açarak mı yaşıyoruz yoksa yuvarlanıp gidiyor muyuz? Birçoğumuz aslında sahip olduğumuz şeylerin bilincinde olmadan yasıyoruz. Çünkü gözlerimizi onları görmeye açmıyoruz. Farkında olmadığımız için de şükredecek çok şeyimiz varken elimizde olmayanlara hayıflanıp duruyoruz. Bir de onlar için üzülüyoruz. Elimizdekilerin kıymetini bilmek, elimizdekilerle yetinmeyi bilmek varken neden şunumuz yok, bunumuz yok, şu eksik, bu eksik, şu da olmalı, bu eksik kalmamalı diye şikayet edip duruyoruz? Bir "Onda var bende niye yokculuk" oynamak tutturmuş gidiyoruz. Hem de Hz. Ali (k.v) "Allah rızka kefildir ama imana kefil değildir. Bu yüzden imanınızı dert edin, rızkınızı değil." demişken... Özellikle sosyal medyaların hayatımıza girmesi ile bu başkalarıyla kendi hayatımızı kıyaslamamızın doğru orantıda arttığını düşünüyorum. Ama unutulmamalı ki orası bir vitrin ve kimse oraya ağlamaktan şiş gözlerini, mutsuzluğunu koymuyor. 36