Arzu Gülsoy
İnsanda öyle bir duygu vardır ki yaşamı
boyunca onun en çok imtihan edildiği, en
çok açlığını hissettiği bu duygu; tatmin
olma duygusudur. Dünya yaşamını
sadece maddiyata, eşyaya, paraya ve
zevklerine bağımlı olarak sürdürüp sonu
bitmek bilmeyen isteklerle sonu olmayan
ihtiyaçlar
doğrultusunda
yaşamaya
yöneliriz. Bu durumda karşımıza çıkan en
can alıcı soru şu oluyor haliyle: "İnsan ne
ile mutlu olur?“ Kaçımız sahip olduğumuz
şeylerin farkındayız sizce? Bahsettiğim
şey elimizdekilerin kıymetini bilmek falan
değil. Nelere ne şekilde sahip
olduğumuzu net ve kesin bir şekilde
biliyor muyuz? Hayatı gözlerimizi açarak
mı yaşıyoruz yoksa yuvarlanıp gidiyor
muyuz? Birçoğumuz aslında sahip
olduğumuz şeylerin bilincinde olmadan
yasıyoruz. Çünkü gözlerimizi onları
görmeye
açmıyoruz.
Farkında
olmadığımız için de şükredecek çok
şeyimiz varken elimizde olmayanlara
hayıflanıp duruyoruz. Bir de onlar için
üzülüyoruz. Elimizdekilerin kıymetini
bilmek, elimizdekilerle yetinmeyi bilmek
varken neden şunumuz yok, bunumuz
yok, şu eksik, bu eksik, şu da olmalı, bu
eksik kalmamalı diye şikayet edip
duruyoruz?
Bir "Onda var bende niye yokculuk"
oynamak tutturmuş gidiyoruz. Hem de
Hz. Ali (k.v) "Allah rızka kefildir ama
imana kefil değildir. Bu yüzden imanınızı
dert edin, rızkınızı değil." demişken...
Özellikle sosyal medyaların hayatımıza
girmesi ile bu başkalarıyla kendi
hayatımızı
kıyaslamamızın
doğru
orantıda arttığını düşünüyorum.
Ama unutulmamalı ki orası bir vitrin ve
kimse oraya ağlamaktan şiş gözlerini,
mutsuzluğunu koymuyor.
36