Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Seite 33

Bugün için elimizde Şehname’nin tam olarak yapılmış bir çevirisi bile yok. Necati Lugal’in yirmi bin beytlik çevirisi zamanında dört cilt olarak yayınlanmış ama devamı gelmemiş. Şu anda da tam metin olarak 16. yüzyılda, Mısır’da Kavsu Gavri’nin Şerîfî’ye yaptırdığı manzum bir çeviri var. Bu çeviri ile Firdevsî’nin Şehname’sini bile kıyaslayınca ne kadar büyük farklar olduğunu görüyorsunuz. Peki, “Şehname’den değilse hangi kaynaktan yararlanılmış?” diye sorulacaksa, bizim Divan şiiri için İranî kaynakları hep güncelde tuttuğumuzu ama Arabî kaynakları ihmal ettiğimizi söyleyerek cevap vereceğim. Divan şairlerinin sıklıkla okuduğu ama bugün tam tercüme olarak elimizde olmayan büyük Taberî tarihinin en önemli kaynaklardan biri olduğunu söyleyeceğim. Divan şiiri üzerine yapılması gereken arketipal eleştirilerin bu edebiyatı ne kadar yüksek bir insanî özde tuttuğunu ortaya çıkaracağını söyleyeceğim. Ezcümle, bütün bu konular tekrar gözden geçirilmeli. Çalışmalarınız daha çok Divan şiirine yönelik. Siz Divan şiirinin daha çok hangi yönünden etkilendiniz? Özellikle okumaktan keyif aldığınız Divan şairleri hangileridir? Üniversitelerde, akademik çalışmalar birer akademik disiplin altında yapılır, buna bazen kürsü de denir. Benim çalıştığım alan Eski Türk Edebiyatı kürsüsü olduğu için haliyle çalışmalarımız da daha ziyade bu alanda oluyor. Eğer neden bu alanı seçtiğim sorulacak olursa, üniversite yıllarında gönlümüzün bu alandan yana nasiplendiğinden diyeyim. Bir de bu alana kanonik bakışın çok sert oluşu, asırlar boyu ağır töhmet altında bırakılışı, sahipsiz ve kimsesiz bir harabe haline getirilişi, hiç de hak etmediği basmakalıp yargılarla ötelenişi, hemen hemen hakkındaki her yargının aşırı genellemeci ve bayağı oluşu beni bu sahada çalışmaya sevk etti diyelim. Çünkü ne bu edebiyat ne de o büyük şairler bu haksız, garazkâr, küçümseyici ve aşağılayıcı yargıları kabul etmiyor. Buna bizler sahip çıkmayacak da kim sahip çıkacak? İnsanlığın öz macerası ve kendisini helak eden bütün soruların cevabı bu edebiyatın o büyük şairlerinde var, beni bu cezbetti diyelim ve ayırmaksızın hepsinden nasiplenmeye çalıştığımızı ilave edelim. Tasavvufun edebiyatımıza katkıları nedir? Suyun balığa katkısı nedir diye bir soru sorulsa acaba ne cevap verilirdi? Bir balık için su neyi ifade ediyorsa Türk edebiyatı ve kültürü için de tasavvuf onu ifade eder. Bizler, Ortaasya’da, Yesevi dergahında, Ulu Pir’in ocağında İslam olduk ve dünyaya oradan dağıldık. Türk’ün Müslümanlığının temelinde tekke, aşk, gönül ve şiir vardır ve bunların dördü de Tasavvuftan beslenir. Onu çektiğiniz zaman ortada sadece vezin, kafiye vs. kalır. Tasavvuf anlaşılmadan da ne Türk şiiri, ne Türk Müslümanlığı ne de Türk kültürü anlaşılabilir. 33