Hatta tasavvuf için belki de şöyle bir
"yanadlandırma"
da
kullanabiliriz:
Tasavvuf,
Kendiyoloji ilmidir; Kendi-bilimi. Yani kişinin kendini
nasıl bulacağının hakikatini fısıldayan ilim. Buradan
şu da anlaşılır ki, insan profesyonel bir yardım
almadan "kendi olmak"ın hakikatine eremez. Çünkü
insan bilinmeyenin peşindedir ve aslında peşinde
olduğu şey de bilinmeyen değil, insanın ta kendisidir.
Kadim felsefedeki şu ilke buna derin bir göndermedir: “Bilinmeyeni bildiğimizde bildiğimiz o
değil, aslında kendimizdir.”Giorgio Agamben, Nesir Fikri, s. 19)
Bir konferansınızda “Kesinlikle isimlerin anlamları ile hayatımız arasında bir ilişki vardır
ve bizim karakterimize etki eder” diyorsunuz. Bunu okuyucularımız için de biraz anlatır
mısınız?
Hem dinî hem de millî kültürden gelen inançlar, gelenekler bize şunu söyler: İnsanlara isim
vermek çok ciddiye alınması gereken bir iştir. Peygamberimiz yaşadığı müddetçe, doğan
çocuklara bizzat kendisi ad vermiştir. Bununla kalmamış, bazı isimleri yanlış bulmuş ve
değiştirmiştir. Mesela bir sahabenin isminin Harb (Savaş) olduğunu öğrenince, bunu uygun
bulmamış ve ismini Silm (Barış) olarak değiştirmiştir. Bir seferinde bir koyunun sağılmasını
istemiş ve isminin Ateş anlamına gelen birisinin koyunu sağmasını müsaade etmemiştir. Bir
koyun sağmakla, onu sağacak kişinin ismi arasında nasıl bir ilişki olabilir? Dede Korkut'ta
çocuklara ana-babaları değil, bu iş için özel olarak davet edilen Dede Korkut isim verir. İsim
vermenin bu kadar ciddiye alınmasını, biz dikkate almayalım mı? Neden Hz. Peygamber
isimlerin anlamları üzerinde bu kadar ısrarla durmuştur? Bugün çocuklara isim verilirken bu
ciddiyet dikkate alınıyor mu? Hiç zannetmiyorum. Şöyle bir söz vardır: "Mana-yı esma ruh-ı
insana müessirdir." yani isimlerin anlamları vardır ve bu anlamlar, insan ruhu üzerine etki
eder. İsim deyip geçmeyin, isminizin bir anlamı var ve bu size bir karakter dayatıyor, ama siz
bunu bilmiyorsunuz, bu vahim bir durumdur. Halk arasında "adı mülayim, sert olsa ne
yazar." sözü bu inanca gönderme yapar. Yine geleneklerimiz arasında yer alan, bir türlü
iyileşemeyen çocukların isimlerinin ağır geldiği ve isminin değiştirilmesi inancı da nu
düşünceye bir göndermedir. Atalarımız asırlar boyunca, Kur’an’ı da çok iyi bilmelerine
rağmen, kesinlikle yeni bir isim arayışı içine girmemiş, klasik isimlerde ısrarcı olmuştur. Bu
nokta önemli değil mi? O atalarımız Kur’an’da “Ahsen” kelimesini hiç görmemiş miydi de
çocuklarına isim olarak vermek akılarına gelmedi? Ahsen, Kübra, Elif vb. kelimeler anlamca
çok ağır olduğundan çocukta da büyük bir ağırlık oluşturacak demektir.
31