Merhaba Dursun Ali Bey. İnsan ile
başlamak istiyorum. İnsan denilen
muammayı çözmek mümkün mü?
Kadim kültürümüz “men arefe
nefsehu, fekat arafe rabbehu” yani
“ancak kendini bilen Rabbini bilir”
hükmünü temel kabul ederek, insanın
“kendisini bilmeden” hiçbir şeyi tam
olarak bilemeyeceği ilkesini kabul
etmiştir. Oysa insan, “kendi” dışında
her şeyi bilmeye o kadar meraklıdır ki!
Niye mi “kendi dışında” diyoruz?
Çünkü irfanî bilgi, insanın bütün
kötülüklerinin temelinde, yine insanın
kendini merkeze koyması, hemen her
meseleye
ego’su
çerçevesinde
yaklaşması olduğunu söyler.
Mevlana’ya göre kişi, hakiki manada kendisini bilme çabası derdine düşerse, öyle bir çetin
savaşa girişir ki, hiçbir kimseyle ve şeyle uğraşmaya mecali kalmaz, sadece kendisini kurtarma
telaşında olurdu. Ancak şu da var ki, “insanın muamması” insanın bizatihi kendisinin kurduğu
bir dizgenin sonucu olmadığına çözülmek için aşkın bir dizgeye ihtiyaç duyar. Bu yüzden bu
sorunuza, “kendini bilmek” çerçevesinde cevap vermek isterim. Eğer insan, bir gün kendisini
bilmeyi başarabilirse, kendi muammasını da çözebilir.
“Kendi olmak”tan ne anlamalıyız?
“Kendi olmak” insanın var oluş amacına doğru yapması gereken bir yolculuğu imler.
Felsefenin de temelinde bu soru/n yok mudur? Kimiz, neyiz, nereden geliyoruz, niçin varız,
nereye gidiyoruz ve ne olacağız? Bütün bunlar, kaç kişinin kendisine dert ettiği sorulardır? Kaç
kişi bu soruların cevabını merakla kendisini helak edecek bir savaşın/savaşımın içine giriyor?
İşte bu savaşa girenler "kendi olmak" ın peşine düşenlerdir. Ve de malum olduğu üzere bu
insanların sayısı çok, ama çok azdır. Pek çok insan hayatında bir defa bile bu soruların hakikati
üzerine kafa yormadan ömrünü tüketir. Bu yüzden tasavvufun da felsefenin de en temel
meselesi hep bu olmuştur: Kendi olmak.
30