Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 30

Merhaba Dursun Ali Bey. İnsan ile başlamak istiyorum. İnsan denilen muammayı çözmek mümkün mü? Kadim kültürümüz “men arefe nefsehu, fekat arafe rabbehu” yani “ancak kendini bilen Rabbini bilir” hükmünü temel kabul ederek, insanın “kendisini bilmeden” hiçbir şeyi tam olarak bilemeyeceği ilkesini kabul etmiştir. Oysa insan, “kendi” dışında her şeyi bilmeye o kadar meraklıdır ki! Niye mi “kendi dışında” diyoruz? Çünkü irfanî bilgi, insanın bütün kötülüklerinin temelinde, yine insanın kendini merkeze koyması, hemen her meseleye ego’su çerçevesinde yaklaşması olduğunu söyler. Mevlana’ya göre kişi, hakiki manada kendisini bilme çabası derdine düşerse, öyle bir çetin savaşa girişir ki, hiçbir kimseyle ve şeyle uğraşmaya mecali kalmaz, sadece kendisini kurtarma telaşında olurdu. Ancak şu da var ki, “insanın muamması” insanın bizatihi kendisinin kurduğu bir dizgenin sonucu olmadığına çözülmek için aşkın bir dizgeye ihtiyaç duyar. Bu yüzden bu sorunuza, “kendini bilmek” çerçevesinde cevap vermek isterim. Eğer insan, bir gün kendisini bilmeyi başarabilirse, kendi muammasını da çözebilir. “Kendi olmak”tan ne anlamalıyız? “Kendi olmak” insanın var oluş amacına doğru yapması gereken bir yolculuğu imler. Felsefenin de temelinde bu soru/n yok mudur? Kimiz, neyiz, nereden geliyoruz, niçin varız, nereye gidiyoruz ve ne olacağız? Bütün bunlar, kaç kişinin kendisine dert ettiği sorulardır? Kaç kişi bu soruların cevabını merakla kendisini helak edecek bir savaşın/savaşımın içine giriyor? İşte bu savaşa girenler "kendi olmak" ın peşine düşenlerdir. Ve de malum olduğu üzere bu insanların sayısı çok, ama çok azdır. Pek çok insan hayatında bir defa bile bu soruların hakikati üzerine kafa yormadan ömrünü tüketir. Bu yüzden tasavvufun da felsefenin de en temel meselesi hep bu olmuştur: Kendi olmak. 30