Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 27

Sara’nın kanı vardı daha ellerinde, bu neyin hırsı! Doğru ya zalime vicdan mı sorulur. İstanbul Kazlıçeşme’ de yüzlerce kişi dillerinde dua bizi yolcu etmeye gelmişlerdi. Kimi cebinden çıkardığı birkaç lirayı sokuşturdu elime, kimi boynundaki atkıyı çıkarıp verdi. Yüzlerce insan tek yürek tek temenni, hayırla gitmek hayır götürmek hayırla dönmek. Bir tebessüme sebep olduktan sonra varsın dönüş de olmasın diyorduk. Yola çıktık yol uzun, kış vakti hava soğuk. Konvoy da epey kalabalık olduğu için yavaş ve temkinli ilerliyorduk. Biz on beş kız, üniversite temsilcilerine tahsis edilmiş bir araçta gidiyorduk. İlk durağımız Sakarya’da kızlar olarak Sakarya Üniversitesi’nin camisinde geceledik, erkekler de basın konuşmasının yapıldığı spor salonunda gecelediler. Rahmet olsun Abdulmetin Balkanlıoğlu hocamız öyle bir konuşma yaptı ki, gözlerde nem içli içli dua ettik binlerce avuç semada. İkinci gün durağımız Konya idi. Önce yine basın konuşması yapıldı, sonra konuşmanın yapıldığı salonda erkekler, fitness bölümünün olduğu salonda da hanımlar gecelediler. Sonra Mavi Marmara şühedasından Çetin ağabeyimizin hanımı Çiğdem abla ve Hatice Naç ablanın da iştirak ettiği bir halka oluşturarak önce Fetih Suresi okuduk sonra sırayla dualar ettik. Allah şahit olsun, kim ki el açtı şehadet ya Rab dedi, biz de amin dedik. Ölümü sevgili gibi kucaklamaya hazır bu kadınların kimisi daha otuzlarında, kimisi üç beş çocuk annesi. Eğer ölürsem tertemiz bir deryaya damla oldu dersin, der gibi bakıyordu yirmili yaşlardaki genç anne evladına. Her bir simada buruk bir sevinç, şanlı bir arzunun izleri okunuyordu. Herkes biraz korkuyordu ve herkes her şeye hazırdı. Mevsim kış, Konya’da hava buz gibi. Ben hayatımda ilk defa soğuktan uyuyamadığım için sabaha kadar ağladım. Şu kör gecenin ayazı bile büküvermişti bileğimi. Ya sokağın insanı ne yapıyordu, sarındığı battaniyesi örtebiliyor muydu titrek vücudunu? Evsiz barksızlar, o karlı dağlarda cenk eden askerlerimiz, savaşın yetimleri, öksüz muhacirler… Ben o gece hüngür hüngür ağladım. Adem Özköse ağabeyimizin eşlik ettiği genç ekiple Konya’da konvoydan ayrılıp Niğde’ye dümen kırdık. Bir kahramana selam edip, nasihatlerine kulak verecektik. Ömer Halis Demir. Bu neyin lütfuydu neyin mükafatı ki yolum yoluna uğradı ey Şehit! Nihayet Hatay Reyhanlı’ya vardık. İlerledikçe yol kenarlarında ellerinde Suriye ve Türkiye bayrağı, yaşlısı genciyle sakatı yaralısıyla onlarca Suriyeli bir gelini karşılar gibi bir tavırla bizi selamlıyor, kilometrelerce uzanan konvoyu izliyorlardı. 27