Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Página 28

Öksüzlüğün ruhu sinmiş bu insanların bedenlerine, garipliğin ezici yükü altında bin parçaya bölünmüşler. Onları tanımıyordum, onlar da beni tanımıyorlardı. Ama ilginç bir şey ki onlar benim ailem gibi, ben onlardan biri. Reyhanlı o gece uyumamış, her bir sokak o heyecana eşlik ediyordu, sokak lambaları dahi özgürlük türkülerini mırıldanıyorlardı. Ay secdeye varmış, yıldızlar kıyamda. Bir güneş galaksileri nasıl aydınlatabilirse, umut da o geceyi öyle aydınlatmıştı. Bu insanlar bize umudun, duanın vücut bulmuş hali gibi bakıyorlardı. Bizim cüssemiz neye kadir bilemeyiz lakin çukurdan tek bir hayatı dahi çıkarabileceksek, gerekirse hep beraber o çukura atlar, omuz omuza verip semaya köprü oluruz, kim bilir belki melekler tutar ellerimizden. Korku bir deprem kudretinde sarsıyor beynimi. Bu insanlar bize güveniyorlar. Bu insanlar bize güveniyorlar. Eli boş nasıl döneriz? ... Bir kalbe dokunmaktan daha güzel bir şey varsa o da yaralı bir kalbi ihya ve imar etmektir. Bu mukaddes niyetle çıktığımız o yol neticesinde masaya oturuldu görüşmeler yapıldı, Suriyelilerin geçişine izin verildi. Bitti mi peki? Hayır. Bitmeyecekti uzun yıllar sürecekti, anlamıştım. Zulüm bu coğrafyanın tepesine öyle çörüklenmiş ki, her bir karış toprağı yara bere içinde doğrulmaya mecali yok. Bir damla su olsaydım dudakları kurumuş bir şehidin damağında. Bir çocuk olsaydım fethe şahit. Bir mum, hanesinde alimin. Bir kurşun olsaydım zalimi alnından vuran. Bir lokma olsaydım yahut ağzında ananın. Yahut bir uçurtma olsaydım minik çehrelere neşe… 28