Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 24

Dost kavramının içini dünyalık alışverişlerle doldurmuş, dost kılığında dolaşan tüccarlar. Vefa ki insana en çok yakışan değerlerimizden. Kendini teslim etmiş insanların vefasızlığına... Ne içilen çayın, ne de verilen bir selamın kıymeti kalmış. 40 yıllık hatra talip mirasımız, bir kaç zaman geçince bir köşeye atılmış. Oysa ki bir dost selamının dünyamızı darûl-feraha çevirdiğini hepimiz tecrübe etmişizdir. Tecrübe diyorum, çünkü yaşadığımız acı tatlı hatıralara tecrübe diyorlar. Kalan izlere ise yara... Tecrübeli olmak, ben iyi acı çekerim. Ya da ben daha iyi bilirim demek değildir. Herkesin kendine has bir hikayesi, kanayan yarası vardır. Yolunu yarılamış bir fani olarak, tüm yaşadıklarımı bir gönül sultanının kapısına döküp, "yeniden başlamak istiyorum" dediğim günden beri öyle ferah öyle tecrübesizim ki. Saymadım kaç zaman oldu ama dara düştüğüm de inşirahım oluyor bu ferahlık bana. Yoksa ne dünya yaşanılası bir yer, ne de insanlar başını yaslayacak kadar samimi... Kimse kimsenin yarasına ihtimam göstermiyor. Bencilce seviyoruz. Allah için deyip, gayrısına meyilleniyoruz. Oysa ki sevmek huzurdur. Sevmek nurdur. Yan yana olmaktan ziyade ruhları kavuşturur. Yaralamaz. Yaralıları buluşturur. Ondan sebep deriz sevdiğimize "sen de başka bir güzellik var" diye. Seviyorum "ama" demekse yaralamaktır. Kırar döker. Gül bahçelerini fırtınaya teslim eder. Çocukluğuma özlemim birazdan bu sebepten. Oyuncaklarımı bile ayıramazdım birbirinden, üzülürler diye geçerdi aklımdan. Güz aylarında dökülen yaprakları, hangi ağaçtan düştüyse toplayıp onun altına koydururdu babam. "Yazıktır ayrılmasınlar" derdi. 24