Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 23

Gülden Bayraktar Avuçlarımda misketlerim, çocukluğuma dönmeye ne kadar hevesliyim. Geniş bahçeli evimizin, asma yaprakları altında sek sek oynadığımız, sebepsiz içten gülüştüğümüz güzel günler... Babamın gül bahçesi, annemin her konuşmanın sonunda eklediği hayat kurtaran tembihleri... O günlerde herkesin dilinde bir büyüyünce anlarsın sözü dolaşırdı. En ufak bir ihmalde annem hemen o meşhur sözünü söyler. Büyüyünce anlarsınız derdi. O zamanlar anlamazdım. Büyüsem de bir de ben anlasam derdim. Her gün güneşle uyanırdı babam ve sıcak ekmek kokan annem. Okul yolu telaşı, akşam ezanından sonra kurulan sofralar... Ne kadar da huzurluyduk. Kederimiz yoktu. Babamız vardı. Dağ gibi dururdu ardımızda. Korkunca sığınırdık ona. Sarılınca dinerdi tüm acılar. Büyüdüm. Anladım. Ama anlamamayı tercih ederdim. Çocuk kalmak ne güzel bir ikram, sade ve samimi olmak ne kadar da zormuş. Hele birine kazara bir derdini anlatmak. Ne büyük bir kabahat... Yüzünde binlerce yüzle dolaşmalıymış insan, insanların arasında. Hissiz dökülen yaşlar, menfi muhabbetler terazide ağır basan taraf olmuş. Alan razı veren razı. Hayretim saflığımın izleri. Kimse kimsenin kalbine tuzak kurmuyordu o günlerde. Yaralarını eşelemiyor. Tuza bulamıyordu. Çocuktuk ya, oyun sadece oynadıklarımızdan ibaretti. Yakın zamanlarda üst üste yaşadığım bir kaç hayal kırıklığı ile birlikte daha iyi anladım ki; kimse kimsenin derdiyle dertlenmiyor aslında. 23