Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Page 16

Ne vardı sanki üstümde Allahım! Annem hasta olduğu için yıkayamıyordu elbiselerimi, elimde değildi ki. Ben istemez miydim Allah’ım, güzelce yıkanıp, temizce okula gitmek. Köy hayatıydı akşam eve gidip hayvanlara da bakmak zorundaydım. Babam ne kadar bizimle ilgilenebilirdi ki. Sen söylemez miydin Allah’ım: “Kalpler cami gibi olmalı. Allahın evi! Geleni zengin fakir, kirli temiz, iyi kötü diye ayırmamalı Allah için sevmeli evinde (kalbinde) yer vermeli diye. Neden öğretmenim beni sevemedi Allah’ım…” Kibir öyle bir hastalık ki kalbe girmesin insan insanlığından çıkıyor, iyi olan davranışlarla aramıza duvar örüyor… Okudukça ne büyük hata yaptığımı görüyordum. Mehmet’imin sözleri kulaklarımda çınlıyordu. Sabah erkenden Mehmet’i tekrar ön sıraya almıştım. O gülü sulayıp tekrar canlı tutmaktı hedefim. Her ders sonunda onunla mutlaka muhabbet edip saçını okşuyordum. O’nun gülen gözlerine, tebessümsüne hiçbir koku engel olamazdı artık. Geçen günler Mehmet’e o kadar güzel geliyordu ki; Okula saçlarını tarayıp geliyordu. Seneler sonra Mehmet hayaline kavuşmuş öğretmen olmuştu. Yakışıklı öğretmenimin İlk dersi de bana olmuştu: “KALPLER ALLAH’IN EVİ GİBİ OLMALI GELENİ ZENGİN FAKİR, İYİ KÖTÜ DİYE AYIRMAMALI ALLAH İÇİN SEVMELİ KALBİNDE YER VERMELİ!” 16