Ne vardı sanki üstümde Allahım! Annem hasta
olduğu için yıkayamıyordu elbiselerimi, elimde değildi
ki. Ben istemez miydim Allah’ım, güzelce yıkanıp,
temizce okula gitmek. Köy hayatıydı akşam eve gidip
hayvanlara da bakmak zorundaydım. Babam ne
kadar bizimle ilgilenebilirdi ki. Sen söylemez miydin
Allah’ım: “Kalpler cami gibi olmalı. Allahın evi!
Geleni zengin fakir, kirli temiz, iyi kötü diye
ayırmamalı Allah için sevmeli evinde (kalbinde) yer
vermeli diye. Neden öğretmenim beni sevemedi
Allah’ım…”
Kibir öyle bir hastalık ki kalbe girmesin insan insanlığından çıkıyor, iyi olan davranışlarla
aramıza duvar örüyor…
Okudukça ne büyük hata yaptığımı görüyordum. Mehmet’imin sözleri kulaklarımda
çınlıyordu. Sabah erkenden Mehmet’i tekrar ön sıraya almıştım. O gülü sulayıp tekrar canlı
tutmaktı hedefim. Her ders sonunda onunla mutlaka muhabbet edip saçını okşuyordum.
O’nun gülen gözlerine, tebessümsüne hiçbir koku engel olamazdı artık. Geçen günler
Mehmet’e o kadar güzel geliyordu ki; Okula saçlarını tarayıp geliyordu. Seneler sonra
Mehmet hayaline kavuşmuş öğretmen olmuştu. Yakışıklı öğretmenimin İlk dersi de bana
olmuştu:
“KALPLER ALLAH’IN EVİ GİBİ OLMALI GELENİ ZENGİN FAKİR, İYİ KÖTÜ DİYE AYIRMAMALI
ALLAH İÇİN SEVMELİ KALBİNDE YER VERMELİ!”
16