Dilhâne Mart 2019 mart2019 | Página 15

Enes Yanıkkaya Doğunun ufak bir köyüne tayin edilmiştim. Sınıfımda öğrenci sayısı çok değildi. Mehmet ile beraber 13 kişilik bir sınıftı. Hayatımda ki en güzel dersi bu köy okulunda almıştım… Okulda ilk günümdü. En önde oturuyordu Mehmet, o gün dikkatimi çekmişti. Güzel yüzüne rağmen üstünden kötü kokular geliyordu. Kırılmasın diye bir şey yapamıyordum. İlk ders sabrettim ama daha fazla dayanamayıp, Mehmet’i bir bahane bulup arka tarafa almıştım. Kırılmıştı kalbi ama o koku bütün dikkatimi dağıtıyordu. Dersi anlatmama engel oluyordu. Gün geçtikçe Mehmet’in derslerden koptuğunun farkına varıyordum. Sürekli önünde bir defter ona bir şeyler yazıyordu. Bir gün o dışarıdayken defterini gizlice aldım. Ne yazıyordu acaba diye merak etmiştim. Defteri açtığımda günlük tuttuğunu görmüştüm, her günü not almıştı… “Bugün okulda ki ilk günümüz, köyümüze yeni gelen öğretmen ile tanışacaktık, çok heyecanlıydım. Anneme koşarak sarıldım hasta yatağından tebessüm ederek dikkat et kendine demişti. Herkesten önce sınıfa girip en ön sırayı kapmıştım. Öğretmenimi en önden dinleyip görecektim. Gelmişti.. Öyle şıktı ki.. O an karar vermiştim bende büyünce öğretmen olup öyle takım elbiseler giyecek onun gibi öğrencilere ders anlatacaktım. Dersi anlatırken birden hoca bana seslendi ve arka sıraya geçmemi istedi. Anlam verememiştim. Neden beni arka tarafa almıştı ki… Valla o an konuşmadım da! Neye kızdı ki yanından uzaklaştırdı. Gece boyunca bunu düşündüm acaba kirli olduğum için miydi? Hemen elbiselerime koştum. Tabi ya haline baksana, o güzel giyimli, en önde de kendi gibi temiz öğrencileri görmek ister… Ertesi gün arka tarafta sürekli o anı düşünüyordum. 15