Enes Yanıkkaya
Doğunun ufak bir köyüne tayin
edilmiştim. Sınıfımda öğrenci sayısı çok
değildi. Mehmet ile beraber 13 kişilik bir
sınıftı. Hayatımda ki en güzel dersi bu
köy okulunda almıştım…
Okulda ilk günümdü. En önde
oturuyordu Mehmet, o gün dikkatimi
çekmişti.
Güzel
yüzüne
rağmen
üstünden kötü kokular geliyordu.
Kırılmasın diye bir şey yapamıyordum. İlk
ders sabrettim ama daha fazla
dayanamayıp, Mehmet’i bir bahane
bulup arka tarafa almıştım. Kırılmıştı
kalbi ama o koku bütün dikkatimi
dağıtıyordu. Dersi anlatmama engel
oluyordu. Gün geçtikçe Mehmet’in
derslerden
koptuğunun
farkına
varıyordum. Sürekli önünde bir defter
ona bir şeyler yazıyordu. Bir gün o
dışarıdayken defterini gizlice aldım. Ne
yazıyordu acaba diye merak etmiştim.
Defteri açtığımda günlük tuttuğunu
görmüştüm, her günü not almıştı…
“Bugün okulda ki ilk günümüz, köyümüze
yeni gelen öğretmen ile tanışacaktık, çok
heyecanlıydım. Anneme koşarak sarıldım
hasta yatağından tebessüm ederek
dikkat et kendine demişti. Herkesten
önce sınıfa girip en ön sırayı kapmıştım.
Öğretmenimi
en
önden
dinleyip
görecektim. Gelmişti.. Öyle şıktı ki.. O an
karar
vermiştim
bende
büyünce
öğretmen olup öyle takım elbiseler
giyecek onun gibi öğrencilere ders
anlatacaktım. Dersi anlatırken birden
hoca bana seslendi ve arka sıraya
geçmemi istedi. Anlam verememiştim.
Neden beni arka tarafa almıştı ki… Valla
o an konuşmadım da! Neye kızdı ki
yanından uzaklaştırdı. Gece boyunca
bunu düşündüm acaba kirli olduğum için
miydi? Hemen elbiselerime koştum. Tabi
ya haline baksana, o güzel giyimli, en
önde de kendi gibi temiz öğrencileri
görmek ister… Ertesi gün arka tarafta
sürekli o anı düşünüyordum.
15