DEFTERHÂNE’DEN TAPU VE KADASTRO’YA | Página 82

Kuruluşundan Tanzimat’a Defterhâne-i Hakanî minin bir gereği olarak vefat eden pederlerinden intikal eden timar veya zeameti de tasarruf edebildikleri anlaşılmaktadır251 . Diğer önemli bir gelir kaynağı Defterhâne’de toplanan harçlardan elde ettiği paydır. Timar ve zeamet verme işi kaldırılıncaya dek ve hatta sonrasında Defterhâne’den çıkarılan kayıtların harçlarından ayda 250 keseye yakın (125 bin akçe)252 bir gelir elde edildiği belirtilmektedir. Bu harçlardan Defterhâne’de görevli olup timar ve zeamet tasarruf etmeyen ve ulufeli (maaşlı) olmayan diğer görevlilerin maaşları ödenir ve geriye kalan meblağdan başta defter emini olmak üzere diğer tüm görevliler paylarını alırdı. Net bir rakama rastlayamasak da bu payın tasarruf ettikleri yıllık zeamet gelirlerinden daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bunların dışında bilhassa timar ve zeamet tevcihatlarında yeni çıkarılan kayıtların her birisi için bin akçede kırk akçe defter emini harcı olarak almaktaydılar.253 Yine Mustafa Nuri Paşa’nın belirttiğine göre, kâtiplerin geçimleri için bağlanan zeametler boşaldıkça ya da başkalarına verildikçe bu gibi yerlerin gelirleri ilk yıl için defter emininin olurdu.254 Defter eminlerinin bunlardan başka diğer bir gelir kaynakları aldıkları cülus bahşişleriydi. 18 Recep 1058’de (M. 8 Ağustos 1648) yeni sultanın tahta çıkması üzerine, kadimden olduğu üzere devlet erkanına cülus bahşişi dağıtıldığını ve devrin defter emininin 5000 akçe bahşiş aldığını görmekteyiz.255 Defter eminlerinin bu muayyen gelirleri dışında gerek merkezde gerekse görev aldıkları seferlerde elbise veya bedeli, et, ekmek, kar, buz, odun, deve, araba, hayvanlar için ot, arpa gibi birçok ihtiyacının da devlet hazinesi tarafından “tayînât” 256 olarak verildiği bilinmektedir. Osmanlı merkez bürokrasisinde Divan-ı Hümayun’un üst düzey memurlukları dışında en önemli memuriyetlerinden birisi olan defter emininin resmî unvanı, diğer görevlilerle birlikte Fatih’in Teşkilat Kanunnâmesi’nde belirlenmiştir. Buna göre defter emininin elkabı “İftihârü’l-e’âlî ve’l-e’azım muhtarü’l-ahâlî ve’l-ekârim el-muhtass bi-mezîdî ‘inâyeti’l-meliki’ddâim”257 olarak kaydedilmiştir. Kendisine hitaben gönderilen resmî yazışmalarda ise “izzetli defter emini efendi” ifadesi kullanılmış, sonraları “İzzetli ve Atufetlü”, “Faziletlü”, “Semâhatlü” 258 gibi ifadeler kullanılmıştır. Defter eminleri yeni tayin olduklarında ya da görevleri kendilerine yeniden tevcih edildiğinde hil’at giyerek Arz Odası’nda padişahın huzuruna girip el öper ve şükranlarını arz ederdi. Bunun haricinde Arz Odası’na girme hakkı yoktu.259 Bununla birlikte devlet memuriyetleri içerisinde ve teşkilatta önemli bir konumda bulunan defter eminlerini devlet bürokrasisinin bir araya geldiği törenlerde, bayramlarda ve çeşitli merasimlerde de görmekteyiz. Örneğin bayramlaşma törenlerinde sarayda düzenlenen merasimlerde bulunur, vezirler ve beylerbeyilerden sonra diğer menâsıb-ı sitte memuriyetleri ile birlikte defter emini de sulta251 BOA.HAT. dos.no: 603/29524; 651/… 252 Netayicü’l-Vukuat, C.I/II, s.105 253 TKGM.İLMd. df.no:1, vrk.4; vrk.70 254 Netayicü’l-Vukuat, C.I/II, s.105 255 Eyyubi Efendi Kanunnâmesi, s.57; Telhisü’l-Beyan, s.246 256 TSMA.D.3298, vrk.2; Afyoncu, a.g.t., s.93-94 257 “Fatih’in Teşkilat Kanunnâmesi”, s.50; Telhisü’l-Beyan, s.265 258 BOA.İ.DUİT. dos.no: 6/8; BOA.MF.MKT. dos.no: 500/10 259 Afyoncu, a.g.t., s.95 62