Kuruluşundan Tanzimat’a Defterhâne-i Hakanî
Sonuç olarak denilebilir ki, H.1161 tarihinde menkıbede anlatılan ya da buna benzer
bir hadise sonucunda, yaptığı işe sadık kalıp sırrı uğruna başını feda eden Server Dede, uğruna canını feda ettiği Defterhâne’nin bahçesine defnedilmiştir. Bu hadise bizlere Defterhâne
çalışanlarının sadakat ve dürüstlüklerini çok açık bir şekilde gösterdiği gibi, Defterhâne’de
muhafaza edilen defter ve belgelere verilen değeri ve önemi de ortaya koymaktadır.
Özetle, çalışanları “Ehl-i vukuf ve istikamet sahib-şuur u sadakat” olarak tanıtılan
Defterhâne, klasik dönem teşkilat yapısında olduğu gibi personel örgütlenmesi olarak da sade bir yapıya sahiptir.
1. DEFTER EMİNİ
Defterhâne-i Hakanî teşkilatının amiri (müdürü) olan defter emini, kaynaklarda “emin-i defatir”, “emin-i defter”, “emin-i defter-i dergâh-ı âli”, “Defterhâne emini” gibi adlarla anılmaktadır. Defter eminliği Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde ilk ihdas edilen memuriyetlerden birisi olup, Abdurrahman Vefik’e göre Orhan Gazi Devri’nden itibaren varlığı
bilinmektedir.227
Osmanlı Devleti’ndeki memuriyet ve müesseselerin büyük oranda Selçuklular ve İlhanlılardan tevarüs ettirilerek oluşturulduğu, bunlardan bazılarının aynı adla ve genellikle
de adları değiştirilerek ihdas edilmiş olduğu görülmektedir.228
İlhanlılar döneminde Osmanlı Devleti’ndeki tahrir defterleri benzeri “Kanun” adı verilen defterler tutulduğu ve bunların “defterdârî-i memâlik” adı verilen bir görevlinin idaresindeki Defterhâne’de muhafaza edildiği bilinmektedir. Hatta vezir divanları genellikle
Defterhâne’de yapılırdı ve bu dairenin defter işleriyle uğraşan muamelat kâtipleri vardı.229
Malî teşkilat, başlangıçta kısmen Anadolu Selçukluları ama ağırlıklı olarak İlhanlı tesirinde
gelişen Osmanlı Devleti’nde de sistemli bir şekilde defter tutma usulü ilk dönemlerden beri mevcuttu ve bu defterler daha kuruluş yıllarından itibaren sıkı muhafaza edilmekteydi.230
Nitekim, H.835 (M.1432) tarihli Arnavid Sancağı Defteri’nden, bu defterin ilk tahrir olmadığını ve asıl defterle “defter-i atik ya da defter-i köhne” arasındaki farklardan bahsedilmektedir.231
Aynı zamanda defter tutma usulü olarak da bu defterin yükselme devrindeki defterden farklı olmadığı, yani Çelebi Mehmed Devri’nde tahrir usulünün klasik şekliyle uygulandığı görülmektedir. Yalnızca, bu delillerden hareketle bile Osmanlı’da ilk dönemlerden itibaren bu işlerle uğraşan bir görevlinin bulunması gerektiği ve bu defterlerin muhafaza edildiği bir daireye ihtiyaç duyulacağı aşikârdır.
227 Tekalif Kavaidi, s.169
228 Osmanlı müesseselerinin kökenleri hakkında ayrıntılı bilgi için: Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, Ankara
2004; İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Ankara 1988
229 Uzunçarşılı, Medhal, s.215-216; Köprülü, a.g.e., s.75; Aydın Taneri, “İlhanlılarda Divan”, DİA, C.IX, s.384-385
230 Göyünç, “Defter”, DİA, C.IX, s.89-90
231 İnalcık, Arnavid Sancağı, s.XIII
57