Kuruluşundan Tanzimat’a Defterhâne-i Hakanî
Defterhâne görevlilerinin sayısı kuruluşundan itibaren sürekli olarak artış yönünde
hareket etmekle birlikte, XVII. yüzyılın ortalarından itibaren işlevinin ve öneminin giderek azaldığı bilinmektedir. Bunun başlıca sebepleri arasında timar sisteminin bozulmaya başlaması, tahrir usulünün yavaş yavaş terk edilmesi ve merkezî bürokrasinin Divan-ı Hümayun’dan
Bâb-ı Âsafî’ye (Bâbıali) kayması gösterilebilir.
Osmanlı Devleti’nde bir kısım asker ve memurların geçimlerine veya hizmetlerine ait masraları karşılamaları amacıyla, yani maaşlarına karşılık olmak üzere, belirli bölgelerden
kendi nam ve hesaplarına vergilerini toplamak üzere timarlar165 tahsis edilmekteydi. Böylece devlet bütçesinden ödeme yapılmadan önemli miktarda devlet memurunun ve büyük
bir ordunun giderleri nakdî olmayan vergilerle karşılanabilmekteydi. Ancak imparatorluğun
büyümesi ile gittikçe önem kazanan ve timar sistemi içerisinde yerleştirilme imkânı bulunmayan ücretli askerî sınıf ile merkezî bürokrasinin maaş ve giderlerinin aynî vergilerle karşılanması mümkün değildi. Zira devletin ulaşım imkânları ve aynî vergilerin nakde dönüştürülerek merkezî hazineye ulaştırılmasının güçlükleri düşünüldüğünde, merkezî hazinenin hızla artan giderlerinin karşılanması için başka bir yola ihtiyaç olacağı aşikârdı. Devletin nakdî
ihtiyacı, vergi mükellelerinden aynî vergileri tahsil edip nakde dönüştürdükten sonra bunları devlet hazinesine intikal ettirecek, mültezim denilen kişiler eliyle yürütülen iltizam sistemini ortaya çıkarmıştır.166 Özellikle XVI. yüzyıl ve sonrasında iyice yaygınlaşan iltizam usulü
beraberinde timar sisteminin önemini yitirmesine ve dolayısıyla daha önce Defterhâne tarafından yürütülen işlerin azalıp, maliye kalemlerinin bu hususta ön plana çıkmasına neden olmuştur. Yine, XVII. yüzyılın ortalarından itibaren umumî tahrirlerin yavaş yavaş terk edilmesi de, tahrir defterleri üzerindeki işlemleri yürüten Defterhâne’nin öneminin azalmasına etki etmiştir.
Defterhâne’nin öneminin azalmasına etki eden en mühim hadise ise merkezî bürokrasinin Divan-ı Hümayun’dan Bâb-ı Âsâfi’ye kayması olmuştur. Osmanlı’da devlet idaresinin ve bürokrasinin beyni olan Divan-ı Hümayun XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren cülus bahşişi, askerlere mevacib dağıtılması, elçi kabulü gibi merasimlerle meşgul olan sembolik bir kurula dönüşmüştür.167 Bâb-ı Âsafî’nin yönetimin merkezî hâline gelmesi ile birlikte, Bâb-ı Âsafî memuriyetleri içerisinde bulunmayan Defterhâne eski önemini yitirmiş ve teşrifatta defterdar ve nişancıdan sonra en önemli memuriyetlerden olan defter eminliği daha
önce kendisinden alt bir memuriyet olan reisülküttaplık ile Bâb-ı Âsafî’deki diğer önemli memuriyetlerin gerisinde kalmıştır.
Bâb-ı Âsafî’nin ön plana çıkarak Divan-ı Hümayun’un sembolik bir kurula dönüşmesi ile birlikte, Topkapı Sarayı içerisinde Kubbealtı denilen yerde Divanhâne’nin bitişiğinde168
bulunan Defterhâne’nin artık burada kalmasına gerek görülmemiş ve teşkilat XVIII. yüzyılın
ortalarında (tahminen H.1156-M.1743 tarihinde) Sultanahmet civarındaki yeni binasına taşınmıştır.
165 Ömer Lüti Barkan, “Timar”, Türkiye’de Toprak Meselesi-Toplu eserler, İstanbul 1980, s.805
166 Mehmet Genç, “Osmanlı Maliyesinde Malikane Sistemi”, Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2007, s.99; Eftal Şükrü Batmaz, “İltizam Sisteminin
XVIII.yüzyıldaki Boyutları”, Osmanlı, C.III, s.250
167 Mehmet İpşirli, “Bâbıali”, DİA, C.IV, s.378-379
168 Hezarfen Hüseyin Efendi, Telhisü’l-Beyan Fi Kavanin-i Ali Osman, Haz. Sevim İlgürel, Ankara 1998, s.57; Defterhâne’nin Topkapı Sarayı
içerisindeki yeri bu eserde teferruatlı olarak verilmiştir.
43