DEFTERHÂNE’DEN TAPU VE KADASTRO’YA | Page 60

Kuruluşundan Tanzimat’a Defterhâne-i Hakanî Sonuç olarak denilebilir ki, Defterhâne ve görevlilerinden ilk defa Fatih’in Teşkilat Kanunnâmesi’nde bahsedilmekle birlikte, tahrir usulünün Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş yıllarına tarihlendirilmesi bu işlerle meşgul bir dairenin ya da kâtipler topluluğunun bulunması gerektiği düşüncesini ortaya çıkarmaktadır. Zaten Osmanlı müesseselerinin büyük oranda kendisinden önceki İslâm-Türk Devletlerinden tevarüs ettirilerek oluştuğu da göz önünde bulundurulursa, Defterhâne’nin de diğer birçok müessese gibi ilk yıllardan itibaren bulunması kuvvetle muhtemeldir. Belki Fatih Kanunnâmesi’nde belirtildiği gibi tam anlamıyla teşkilat yapısı oluşmuş bir daire olarak mevcut olmasa da Divan-ı Hümayun bünyesinde bu işlerle meşgul olan ve defter emini ile birkaç kâtipten oluşan bir kadronun Orhan Gazi Devri’nden itibaren var olduğunu kabul etmek daha fazla gerçeğe yakın görülmektedir. Fatih Kanunnâmelerinin Fatih tarafından yeni ortaya konulmuş kanunlar olmayıp, kendisinden önce zaten varolan hükümlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulduğu ve Çelebi Mehmed Devri’nde tahrir usulünün kemale ermiş klasik şekliyle uygulanmış olduğu düşünüldüğünde, Timur’un Ankara bozgunundan sonra devlet teşkilatının yeniden şekillendirildiği bu dönemde de Defterhâne teşkilatının yeniden oluşturulduğu ve Fatih Devri’ne kadar gelişimini sürdürdüğü ifade edilebilir. Daha önce de bahsedildiği üzere, ilk umumî tahrirlerin Fatih Devri’nde yapılması ve bu dönemde devletin merkezîleştirilmesi çabaları arasında Defterhâne’nin devlet teşkilatındaki önemi artmış ve defter emini ise teşrifatta önemli bir konuma getirilmiş olmalıdır. Fatih Devri’nden Kanunî Devri’ne kadar olan dönemde Defterhâne’nin teşkilat yapısı ve gelişimi ile ilgili tafsilatlı bir bilgi bulunmamakla beraber, XV. yüzyılın sonları ile XVI. yüzyılın başlarında müstakil bir daire olarak Defterhâne görevlilerinin, Divan-ı Hümayun’un ilgili dairelerinin kâtipleri gibi seferlerde görev aldıklarını görmekteyiz. Yukarıda da zikredildiği gibi, 1499 İnebahtı ve 1514 Çaldıran Seferlerinde Defterhâne görevlileri bulunmuş ve defterler üzerindeki muamelatla ilgili görevlerini yerine getirmişlerdir. 1526 Mohaç Seferi’nde de Divan ve Hazine kâtiplerinin yanı sıra, Defter Emini Haydar Çelebi ve maiyetindeki Hayrettin, Cafer, Ruşeni, Hasan, Mustafa ve diğer Hasan isimli altı kâtibin görev yaptıklarını görmekteyiz. Yine aynı Defterhâne görevlileri 1529 Viyana Kuşatması’nda da görev yapmış, kadrodaki birkaç değişiklikle 1532 Alman ve 1533-34 Irakeyn Seferlerine de katılmışlardır.155 Defterhâne’nin seferlerde görev alan kâtiplerinin yanı sıra, merkezde Defter Emini’nin yerine vekâleten bir görevli ile birkaç kâtibin kaldığı da bilinmekte olup, ayrıca Defterhâne’de ulufeli kâtipler dışında timar ve zeamet tasarruf eden kâtipler ile şakirdler de bulunmaktaydı. Bu veriler bize, Defterhâne’nin XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başlarında yaklaşık 15 kişilik 156 önemli bir daire hâline geldiğini göstermektedir. 155 Emecen, “Sefere Götürülen Defterlerin Defteri”, s.244; Söz konusu bilgiler ruznamçe defteri kayıtlarından tespit edilmiş olup, “Katiban-ı Defter” başlığı altında sayılan bu görevlilerden Defter Emini olan Haydar Çelebi’nin 3000 akça ve diğer görevlilerin 1000’er akça yıllık ulufe aldıkları görülmektedir. 156 Afyoncu, aynı tez, s.7 40